30 Mart 2017 Perşembe

Sabahattin Haskan - Metin'e Top Vurdurmayan Adam

Birkaç yıl önce İzmir'de, bir zamanlar Karşıyaka ve Göztepe'de oynamış Sümer Çulha ile sohbet ediyordum. Söz bir ara İzmir'in yetiştirdiği iyi futbolculardan açılınca, "Ödemişli Sabahattin Türkiye'ye gelmiş geçmiş en iyi futbolculardandı," demişti. Daha sonra, milli takım adaylarının yaptığı bir hazırlık maçı fotoğrafında Sabahattin ismine de rastlayınca merakım iyice arttı. Ne var ki, bilgi fakiri bir ülke olduğumuzdan Google'da Sabahattin Haskan yazınca çıkan sonuçlar birkaç maç kadrosundan ibaretti. Günün birinde, merhum futbolcunun torunu Murat Çabaser benimle irtibata geçince, onun ismi üzerindeki sis perdesi büyük ölçüde kalktı. Sabahattin Haskan hatıralarını veya hayat hikâyesinin önemli anlarını yazmamıştı ama futbolculuk yıllarına ait fotoğrafları bir albümde saklamış, çoğunun altına isimleri ve tarihleri not etmişti. Bu bile memleketimizde fazla rastlanmayan bir kayıt tutma örneğiydi. Fotoğrafların dışında kendisi hakkında çıkan haberleri içeren bazı gazete kupürleri de vardı albümde. Böylece bu albüm ve torununun bana anlattıkları sayesinde yaşamının ana hatları ortaya çıkmıştı.


Sabahattin Haskan 1926'de Ödemiş'te dünyaya gelmiş. Nitekim "Ödemişli Sabahattin" lakabı da doğup büyüdüğü memleketinden kaynaklanıyor. Futbola da 15 yaşında Ödemiş Gençlik kulübünde başlamış. O günlerinden bir röportajında şöyle bahsetmiş: "Memleketim olan Ödemiş'te daha küçük yaştan itibaren meşin topun cazibesine kapıldım. Futbolda bugünkü durumuma ulaşmama çok hizmetleri dokunan Bekir Gürkan, eski milli Şevki Altuğ, Baki Marmara, Muzaffer Gönen ağabeylerimi şükranla anarım. Ödemiş Gençlik kulübünde senelerce oynadım."1

Albümün ilk sayfası
Ödemiş Gençlik takımında
oynarken (sağda) bir arkadaşıyla.
                  (Öz Fenerbahçe dergisi)

Sabahattin Haskan Gelibolu'da askerliğini yaptıktan sonra, 1949 yılında "Ege'de sivrilen her futbolcu gibi" Altay'a transfer olmuş.2 1949-50 sezonunda, 23 yaşındayken Altay'a katılan genç Sabahattin Altay formasıyla ilk kez Ordu karmasına karşı oynamış: "Spor hayatımda unutamadığım çok maçlarım vardır, fakat Alsancak sahasında oynadığım ve 2-1 kazandığımız ilk Altay- Ordu karması maçında duyduğum heyecanı unutamam."3 Böylece, Bayram Dinsel, Adil Tügel, Edwin Clark gibi tecrübeli isimlerin yer aldığı kadroda kendine hemen yer bulan genç Sabahattin, İzmir Liginin yanı sıra Milli Küme maçlarında oynamış. 1950-51 sezonunda siyah-beyazlı formayla İzmir Ligi şampiyonluğunu yaşamış.


Altay'ın 1950-51 kadrosu. Kaleci Kazım ve Ziya'nın olduğu kısım zamanın tahribatına dayanamayıp kopmuş. Diğer
oyuncular soldan sağa şöyle sıralanmış: Adil Tügel, Nejat, Şükrü, Edwin Clark, Fehmi Has, Metin, Cemil Sunlu,
Bayram Dinsel, Sabahattin Haskan.

O yılların bütün dünyada hakim olan WM oyun sisteminde santrhaf olarak mücadele eden Sabahattin Haskan Altay'da üç sezon geçirdikten sonra 1952-53 sezonundan itibaren İzmir Demirspor takımında forma giymeye başlamış. En verimli olduğu yaşlarda, İzmir'in en iddialı takımından orta sıralarda yer alan iddiasız bir takıma transfer olmasında geçim kaygısının etkili olduğunu düşünüyoruz. Profesyonelliğin henüz başlamadığı o yıllarda, futbolcular geçinmek için başka işlerde çalışmak ya da bir kurumun kadrosuna girip çalışır görünmek zorundaydı. Devlet Demir Yollarının bulunduğu hemen her bölgede kurulan Demirspor kulüpleri bu bakımdan sporcular için iyi bir fırsattı. Nitekim Sabahattin Haskan da bir yandan İzmir Demirspor'da top oynarken diğer yandan Devlet Demir Yolları'nda telgraf şefi olarak çalışmış.


İzmir Demirspor. Sabahattin alt sıra sol başta. 

Sabahattin'in kadrosuna katılmasıyla birlikte Demirspor, İzmir Liginde iddialı bir konuma da gelmiş ve bir ara lig üçüncülüğüne yükselmiş. Santrhaf olarak kendi mevkisinde başarılı olmasının yanı sıra sert şutlarıyla da dikkat çekmiş. Takımının penaltı ve frikik atışlarını çoğunlukla o kullanmış ve yüksek gol isabetine ulaşmış. Futbol hayatının bu en verimli döneminde İzmir Karmasına da sürekli seçilmiş. Söz karma maçlarından açılmışken, Sabahattin Haskan'ın unutamadığı anlardan birinin 1956 Şubat'ında İzmir'de iki maç yapan Macaristan milli takımına karşı forma giymesi olduğunu düşünüyoruz. Peşte Karması adıyla sahaya çıkan efsanevi Macar takımına karşı o maçlardan birinde kaleci olarak oynayan Altan Santepe'nin anılarında Sabahattin de yer alıyor: "Akın kalede ve bir çığ gibi gelen Macarların on beşinci saniyede başlayan gollerinden bunalmış, devrin en iyi santrhaflarından Demirsporlu Sabahattin'e bağırıyor. 'Kardeşim tutsana şu herifleri!' Sabahattin'in cevabıysa şöyle: 'Yorma kendini Akın, seyret bir şeyler öğren. Nasıl olsa istedikleri kadar atacaklar.'  ... Güstav Sebes'in paha biçilmez elmaslarla süslü saatini İngilizler de ne Wembley'de ve ne de Nepp Stadında durduramamışlardı o zaman."4

8 Şubat 1956'da oynanan İzmir Karması - Peşte Karması maçı. Soldan sağa kaleci Akın Barhan, Sedat, Puşkaş, Fikret
ve Sabahattin Haskan görülüyor. Maçı Macarlar 8-1 kazanmış.
                                                                                                                                                                                    (Milliyet)
İzmir karması bir antrenmanda. Ayaktakiler (soldan sağa): Nebil, Cevat Gök, Adnan Süvari, ?, İbrahim Yegül, Fikret Özırs,
Bayram Dinsel. Oturanlar (soldan sağa): Memduh Gezer, Tahir Topaloğlu, Sabahattin Haskan.
1952'de geldiği İzmir Demirspor'da tam yedi sezon forma giymiş Sabahattin Haskan. Bu dönemde İzmir karmasında yer alması dışında en dikkat çekici başarısı 1954 ve 1955 yıllarında milli takımın yapacağı maçlar için aday kadroya çağrılması olmuş. Çeşitli hazırlık karşılaşmalarında oynamasına rağmen, o  yıllardaki bariz İstanbul hakimiyeti nedeniyle milli maçlarda yer alamamış.

Milli takım aday kadrosu 1955'te bir hazırlık maçında. Ayaktakiler (soldan sağa): Mustafa Ertan, Yüksel Gündüz,
Orhan Erkmen, Coşkun Dağlıoğlu, Mehmet Ekerbiçer, Turgay Şeren. Oturanlar: Sabahattin Haskan,
Lefter Küçükandonyadis, Nazmi Bilge, Naci Erdem, Recep Adanır.

Sabahattin Haskan İzmir'in lacivert-mavili ekibi Demirspor'da oynadığı süre içinde spor basınının tabiriyle takımın "temel direği" olmuş. İlerleyen yaşına rağmen istikrarlı biçimde başarıyla futbol oynamaya devam etmiş. İzmir gazetelerinde hakkında çıkan yazılar bunu bariz biçimde ortaya koyuyor. Mesela İzmir spor basınının tanınmış isimlerinden Çetin Esen Kaftan 1957-58 sezonu öncesi takımların durumunu analiz ederken onun için şu satırları yazmış: "Ben Demirspor'un tek ve büyük kozu Sabahattin'i göstereceğim. Sabahattin'in form durumuyla Demirspor iyi veya kötü günler geçirecektir. Evet, futbol cemî bir oyundur ama diğerleri vasata yaklaşırken vereceği fayda Sabahattin'le kıyaslanamaz. Böylece takımın mukadderatı bu futbolcunun omuzlarındadır."


"Beş Ödemişli Cavit, Selçuk (üstte),
Sabahattin, rahmetli kaleci Avni ve İzzet
Demirspor formasıyla."

Sabahattin Haskan’ın en verimli dönemine  o günlerde çıktığı anlaşılıyor; zira 1958 yılında hem İzmir Spor Yazarları Derneği tarafından, hem de Sabah Postası gazetesi okurlarının oylarıyla İzmir’de yılın sporcusu seçilmiş. O senelerde çoğu futbolcunun 30 yaşına gelince futbolu bıraktığı düşünüldüğünde, ödül aldığı tarihte 32 yaşında olması, onun bu başarısını daha da dikkat çekici kılıyor. 

1958'de yılın sporcusu seçilen Sabahattin Haskan'a ödülünü Futbol Federasyonu başkanı Orhan Şeref Apak veriyor.

İzmirli gazeteci Yaman Gürkaynak da onun futbolculuk meziyetlerini şöyle sıralamış: “Bir futbolcu ki, her şeyden önce takımı için oynuyor.. oynadığı oyunun bütün inceliklerine vakıf, her mevkide oynuyor.. Bir futbolcu ki, oyununu maçın seyrine göre değiştirebiliyor.. takım arkadaşlarının bütünü dahi bozuk oynasa temposunu, asabını bozmuyor.. Ve nihayet bir futbolcu ki, centilmenliği her şeyin üzerinde tutuyor ve diğer oyunculara bu cepheden daima örnek oluyor. .. Hele o futbolcunun oyunu istikrarlı, bilgisi yüksekse, tereddütsüz büyük futbolcudur.”5

Bir Demirspor-İzmirspor maçı.

İlerleyen yaşına rağmen Altay ve Göztepe’nin transfer etmek istediği Sabahattin, Demirspor’da oynamaya devam ettiği gibi, kulüple ilgili işlerde sorumluluk aldığı da şu gazete haberinden anlaşılıyor: “Transfer ayının en hararetli günlerinden biriydi. Demirspor'un temel direği denilen Sabahattin bölge civarında görülünce orada bulunanları bir meraktır aldı. Yoksa Sabahattin transfer mi edecekti? ... Sadece Demirspor'un alacağı bir futbolcunun muamelesini takibe gelmişti. Kendisi Demirspor'un transfer komitesindeydi bile.”





Ödemişli Sabahattin'i futbol hayatının son döneminde, Karşıyaka formasıyla Milli Ligde mücadele ederken görüyoruz. 1959-60 sezonunda, yani Milli Ligin ikinci sezonunda yeşil-kırmızı renklere katılmış. İleri yaşına rağmen gerçekleşen bu transferde, yerel düzeyden ulusal düzeye yükselen rekabette Karşıyaka kulübünün Sabahattin gibi tecrübeli bir isme ihtiyaç duymasının etkili olduğunu düşünüyoruz. Nitekim Baba Rafet'in futbolu bırakmasından sonra takım kaptanlığını da üstlenmiş.

Sabahattin Haskan Karşıyaka takımının başında,
5 Şubat 1961'de 3-0 kazanılan Şekerspor maçına
çıkıyor. Arkasında yirmili yaşlarda hayatını
kaybeden kaleci Muhip Çağlıdil ve
Ogün Altıparmak görülüyor.

Günümüzde "Süper Lig" adını taşıyan Milli Ligde Karşıyaka'nın en başarılı olduğu yıl 1961-62 sezonudur. Yeşil-kırmızılı ekip bu sezonda Galatasaray ve Beşiktaş'ı ikişer maçta, Fenerbahçe'yi de İzmir'de yenme başarısını gösterip ligi beşinci sırada tamamlamış. Sabahattin Haskan da frikikten attığı gollerle bu başarıda pay sahibi olmuş. O dönemin oyuncularından Kemal Canıvar, İstanbul'da 2-1 kazanılan Galatasaray maçında Sabahattin'in attığı golü şöyle anlatıyor: "Galatasaray'ın vuruşuyla maç başlamış, ilk dakikalarda kalemizi ablukaya almışlardı. Vural'ın ufak boyuyla daha çok yükselerek Metin Oktay'ı oyundan düşürmesi bizleri cesaretlendirmiş, karşı ataklarımızda etkili olmaya başlamıştık. Kaleye uzak bir yerden frikik atışı kazanmıştık. Bulut ani bir hareketle Galatasaray barajının arasına girerek ayaklarını iki yana açması, Sabahattin'in müthiş şutuyla Bulut'un ayaklarının arasından geçen top filelere giderken, zamanın büyük kalecisi Turgay Şeren yerinden kıpırdayamamıştı."6

Karşıyaka'nın 8 Nisan 1962'de Galatasaray'ı 1-0 yenen kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Akın Barhan, Sabahattin Haskan,
Zeki Şensan, Ahmet Tuna Kozan, Mustafa Aksoy, Vural Olşen. Oturanlar (soldan sağa): Ogün Altıparmak,
Necati Özyıldırım, Enver Özdemir, Bulut Ataerk, Arif Dökel.
Karşıyaka'da beş sezon geçiren Sabahattin Haskan 1962-63 sezonunda  futbolu bıraktığında 37 yaşındaydı. Onun futbolculuk vasıflarını, yazının başında bir kısmını aktardığımız Karşıyakalı takım arkadaşı Sümer Çulha'nın sözleriyle noktalayalım: "Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi futbolculardandı. İzmir futbolunun en büyüklerindendir. Santrhaf oynardı ama ben böyle futbolcu görmedim. Nereye koyarsan oynardı.  Boyu 1.78 olmasına rağmen Metin’in en iyi zamanlarında, ona top vurdurmazdı. Metin iki hamlede topa kafa vururdu. Önce havaya sıçrar, sonra kafa vururdu. Sabahattin onun başından top alırdı, çok akıllı futbolcuydu."

Karşıyaka'nın üç tecrübeli futbolcusu Sabahattin,
Baba Rafet ve Baba Cevat, 19 Mayıs 1960'ta
Konya'da.

Oynamayı bıraktıktan sonra da futboldan hemen kopamamış Sabahattin Haskan. 60'lı yılların ikinci yarısında Manisa Mensucat takımına antrenörlük yapmış. Fakat küçük kızının yaşadığı kalp sorunu yüzünden bir süre sonra bütün çabasını ve birikimini onun iyileşmesine harcamış. Belki kızının talihsiz hastalığının verdiği üzüntü sonucu, hayatının büyük bölümünü geçirdiği tren rayları onu genç sayılabilecek bir yaşta dünyadan kopardı. Bir gece evine dönmek için trene binmek isterken dengesini kaybedip raylara düştü ve 17 Ekim 1979'da  son nefesini verdi.

                                                                                                    (Ege Ekspres)





Altay'ın 1950 yılına ait bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Ferit, Edwin Klark, İlyas, Nejat, "İnce" Mehmet Erlertürk.
Oturanlar: "Ligali" Şükrü, Adil Tügel, Cemil Sunlu, "Kova" Osman, Sabahattin Haskan, "Sarhoş" Selahattin Terzioğlu.
        





1940'lar ve 50'lilerde birçok Ege takımı çeşitli Yunan adalarına dostluk maçları yapmaya giderken iyi futbolculardan bir ikisini takviye olarak kadrosuna katardı. Fotoğraf 1954 yılında Rodos adasına giden ve Rodos karmasını 2-1 yenen
Aydın Esnafspor takımını gösteriyor. Bu maçta forma giyen Sabahattin Haskan sağ baştan ikinci sırada. 





27 Kasım 1958, İzmir Karması oyuncuları
Ertan, Akın Barhan ve Sabahattin Haskan
bir antrenmandan önce bir arada.



1966'da antrenörlüğünü yaptığı Manisa Mensucatspor takımı.










                                         


1   Türkiye Spor, 10 Mart 1955
2   Yaman Gürkaynak, Yeni Asır, 8 Ekim 1958
3   Türkiye Spor, 10 Mart 1955
4   Yeni Asır, 22.12.1972
5   Yeni Asır 8 Ekim 1958
6   www.kafsinkaf.org 


Yardımlarından ötürü merhum Sabahattin Haskan'ın torunu Murat Çabaser'e teşekkür ederim. 

14 Mart 2017 Salı

Aydın Yelken: Maçlara Dolmuşla Gidip Gelirdik

"Kadıköy stadında Fenerbahçe için 300 kadar futbolcuyu tefrik etmeğe uğraşırken küçük Aydın'ın toplara koşarken düşe kalka, ele avuca sığmaz bir hali vardı... Hakiki futbolcu biraz da doğuştan gelir derler. İşte bu tabir bilhassa bizim küçük ve namütenahi istidatlı (sonsuz yetenekli) Aydın'ın hüviyetiyle birlikti." Bu sözleri, ellili yıllarda Türk futboluna sonradan ünlü olacak birçok oyuncu kazandıran Fenerbahçe genç takımı hocası Reşat Erte, Günlük Spor gazetesinde yazmıştı. Bu satırları yazdığı tarihte, talebesi Aydın Yelken artık milli takım ve Karagümrük formalarını giymekteydi. Futbol hayatı boyunca oynadığı muhtelif takımlarda çeşitli kategorilerde şampiyonluklar yaşayan Aydın Yelken'in ilginç bir özelliği de futbola top toplayıcılıkla başlamasıydı. Hayatının bu ilk döneminin ayrıntılarını bize şöyle anlattı:




"3 Mayıs 1939, İstanbul Sahrayıcedit doğumluyum. Sahrayıcedit'te o zaman okul yoktu. 1945-46 senelerinde iki tane okul vardı. Biri Göztepe'de Taş Mektep, diğeri Erenköy İlkokuluydu. Taş Mektep bize daha yakında ama Sahrayıcedit, Erenköy'e bağlı olduğu için oraya gidiyordum. Tabii yürüyerek gidiyorduk, o zaman şimdiki gibi servisler hak getire. Şimdiki Minibüs Yolu vardı ama dardı o zaman ve minibüs yoktu bir kere. Sahrayıcedit Camisinin önünde arkadaşlarla oturup gelecek olan arabanın plakası tek mi çift mi oyunu oynardık. O kadar az araba geçerdi. Hep bahçeli konaklar, üzüm bağları, hurma ağaçları filan vardı. Sahrayıcedit'ten Göztepe'ye kadar meyve bahçeleriydi. Ben küçükken meyveye para verdiğimizi hatırlamam. Erenköy'den, Boğaz'dan, her yerden denize girerdik. Yani İstanbul'un tadını çıkararak büyüdük. Babam kuyucuydu. Üç kardeş Çankırı'dan göç etmişler. Sahrayıcedit'in eskileri Kuyucu Halil olarak bilirdi babamı. Şimdi Selamiçeşme'deki Özgürlük Parkının baş bahçıvanıydı. Park o zamanlar üzüm bağıydı, meşhur bir bağdı. O zamanlar şimdiki gibi su şebekesi nerede. Sürekli kuyulara inip çıkmaktan kalp romatizmasından vefat etti babam. O zaman ben altı yaşındaydım."



"14 yaşında top oynamaya başladım ama ondan önce de Mithatpaşa Stadında futbol oynayan abilere top atıyordum. Top toplayıcıydım yani. Sonraları beraber oynayacağım Recep Adanır'lara, Lefter'lere, Naci'lere, Basri'lere top ata ata topçu oldum, sonra onlarla oynamaya başladım. Babam vefat edince Taksim  Talimhane'de oturan teyzemin yanına gitmiştim. Beyoğlu Ortaokulu'na gidiyorum. O zaman yapacak fazla bir şey yok. Ya Taksim parkında top oynayacaksın, ya da Mithatpaşa'da 2.5 - 3 lira para kazanabilmek için top atacaksın. Maçlar Cumartesi-Pazar üst üste iki gün oluyordu. Böylece bir haftada 5 lira kazanıyordum. Hem bir hafta o parayla geçiniyordum hem de maç seyrediyordum. Tramvay 2.5 kuruştu o zaman, delikli 2.5 kuruşluk paralar vardı. Tramvay ücretini düşündüğün zaman aldığımız ücret iyi paraydı."





Fenerbahçe genç takımını şöyle anlatıyor Aydın Yelken: "Fenerbahçe genç takımına 1954 senesinde Beyoğlu Ortaokulu'nda okurken girdim. Seçmeler yapılıyordu. Reşat Erte diye bir hoca vardı. Bizi oynarken görünce, 'Sen de gelsene seçmelere,' dedi. Oraya gittiğimde bin kişi vardı. O zaman öyleydi, çağırmışlar herkesi. Elene, elene on altı kişi kaldık biz. Bu on altı kişinin içinde Can Bartu, Birol Pekel, Mustafa Yürür, Feriköylü İsmet,  Münacettin ve Erdinç, Çetin, ben vardık. Öyle enteresan ki, seneler sonra İsrail'le bir milli maç oynadık, o genç takımdan yedi kişi vardık milli takımda. Genç takımdan adam yetişmez diyorlar ya şimdi, yetişiyormuş demek ki. Fakat milli takıma değişik kulüplerden gelmiştik. Ben Fenerbahçe'den Karagümrük'e geçmiştim. Birol Beylerbeyi'ne, sonra Beşiktaş'a geçti. Yani o devrin, 1956-58 senelerinin genç takımı Türk futboluna benim bildiğim kadarıyla 10-15 tane oyuncu kazandırdı. Bunların en az 10 tanesi A milli takımda oynadı."


Fenerbahçe genç takımı oyuncuları, antrenör ve idarecileriyle bir arada. 1: Aydın Yelken, 2: Reşat Erte,
3: Can Bartu, 4: gazeteci Necati Bilgiç, 5: takım menajeri Ahmet Erol.
                                                                                                                                                                 (Öz Fenerbahçe Dergisi)
Aydın Yelken 1957-58 sezonunda Karagümrük'e transfer oldu. Sur içinin bu köklü takımı o tarihte İstanbul Profesyonel İkinci Kümede mücadele ediyordu. O sezon şampiyon olup Birinci Kümeye çıkan kırmızı-siyahlı takımın bu başarısında genç Aydın da rol oynamıştı. "Fenerbahçe genç takımından Karagümrük'e bir takım elbiseyle gittim. Bizler fakir aile çocuklarıydık. Babam ben altı yaşındayken ölünce, beni annem büyüttü. Karagümrük'ten bir ev sahibi oldum, bir de Fenerbahçe'den bir ev sahibi oldum, o kadar. Karagümrük'te İbrahim Sevin diye bir başkan vardı. İstanbul birinci ligine çıkınca Kadri Aytaç'a 57.500 lira vermişti ki, o para 1958 senesinde çok büyük paraydı. Türkiye'de olay olmuştu. Kadri o parayla Cihangir'de üç dört tane daire almıştı, o kadar değerliydi yani. Tabii benim 19 yaşında o kadar para alma şansım yoktu ama o sene milli takımda oynamaya başladım. İbrahim Sevin birinci lige çıkınca büyük paralar harcadı. Kadri'nin dışında Adaletli Gökçen Dinçer vardı, Fahrettin Cansever vardı. Yani milli olmuş futbolcularla biz oynadık. Fenerbahçe'den Orhan abi, santrfor Turhan (Bayraktutan) abi - Deli Turan derlerdi - geldi. Orhan abi sağ haf oynuyordu. Kadri Kartal vardı, Küçük Kadri derdik, santrhaf oynuyordu. Sol haf Fahrettin abiydi. Tarık Kutver, sonra Galatasaray'da oynadı. Zekai Selli'yi Ankara'dan almıştık, müthiş bir topçuydu. Santrfor dediğim gibi Turhan abiydi. Sol iç Kadri Aytaç, sol açık ben oynuyordum."


Karagümrük takımının 1958-59 sezonu kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Kadri Aytaç, Gökçen Dinçer, Orhan Erkmen,
Turhan Bayraktutan, Zekai Selli, Tarık Kutver. Oturanlar (soldan sağa): Kadri Kartal, Aydın Yelken,
Sümer Yüzer, Fahrettin Cansever, Gazanfer Utkan.
                                                                                                                                                                       (Orhan Erkmen)
Aydın Yelken Karagümrük'teki ilk sezonunda başarılı olunca genç milli takıma seçildi ve Eylül 1958'de Sofya'da Bulgaristan'la oynanan maçta ilk kez ay-yıldızlı formayı giydi. Karagümrük kulübü de genç Aydın gibi çıkışını sürdürdü ve 1958-59 sezonunda yükseldiği İstanbul Profesyonel Birinci Kümeye (bu aynı zamanda Milli Lig öncesi yerel İstanbul liginin son sezonuydu), flaş transferlerle iddialı bir giriş yaptı: "Öyle bir takım kurdu ki Karagümrük, o ligde üçüncü olduk, Beşiktaş'ı geçtik. O devrin en iyi futbolcuları bizdeydi. Fahri Somer umumi kaptandı. Yani yönetimimiz de iyiydi, takımımız da. Antrenörümüz önce Arjantinli Oscar'dı. Adalet'te santrfor olarak oynamış önceden. Türkiye'nin hemen hemen ilk yabancı transferiydi. Sonra Halil hoca (Halil Özyazıcı - Küçük Halil) geldi Fenerbahçe'den. Eskiden biliyorsun Mithatpaşa Stadında seyirciler yan yana otururdu. Kapalı tribünde Gazhane tarafı Beşiktaş'ın köşesiydi, orta Fenerbahçe'nin, sol taraf Galatasaray'ındı. Bir Karagümrük-Galatasaray maçı hatırlıyorum. Galatasaraylıların tribünlerini Karagümrüklüler aldı, öyle seyircimiz vardı bizim. Galatasaraylılar kendi tribünlerinde oturamadılar, Beşiktaş tribününe doğru kaymak zorunda kaldılar. Fakat bu durum fazla uzun sürmedi. Yönetim bıraktı, ben asker oldum,Tarık asker oldu. Fahrettin abi zaten futbolu bırakmıştı. Onların içinde en genci Tarık'la bizdik. 27 Mayıs 1960 ihtilali olunca biz takımımızda oynayamadık."

                                                                    (Akşam)

Nitekim askerlik yüzünden 1961-62 sezonunda takımında hiç forma giyemeyen Aydın Yelken, sadece ordu milli takımının maçlarında yer almış: "Karagümrük'te oynarken 1960 ihtilaliyle beraber asker oldum ben. O zaman bir yasa çıktı. 41.maddeye göre profesyonel futbolcular takımlarında oynayamayacaktı. Ben bahriye askeriydim. Bahriyeliler o zaman 36 ay askerlik yapıyordu. O dönemde ordu milli takımında oynadım. Üç sene boyunca kulüpte hiç oynayamadım. 1963 senesinde askerliğim bitince Fenerbahçe'ye döndüm. O zamanlar Çarşamba-Cumartesi-Pazar üst üste maç oynardık. Karagümrük'teyken saat 2'deki maçlarda, yani güneşte biz oynuyorduk. Bizden sonra üç büyükler oynardı." 

Aydın Yelken ve kaleci Tamer Kaptan, Vefa
Stadı'nda bir Karagümrük idmanında.
                                                                 (Akşam)
Ordu milli takımında oynayarak maç eksiğini kapatmaya çalışan Aydın Yelken'in bu dönemde ümit milli takımına da seçilmesi, futbol hayatının ilginç notları arasında yer alıyor: "Ordu milli takımıyla dünya şampiyonluğu kazandık. O çok iyi bir takımdı, profesyonel futbolcular oynuyordu. Benim dışımda Can Bartu, Mustafa Yürür, Tarık Kutver, Metin Oktay gibi birinci lig oyuncuları vardı. Sanki A milli takımı gibiydi. Kazablanka'da ordu maçını oynadık mesela, oradan İstanbul'a dönmeden İngiltere'ye geçip milli maç oynadık. Liglerde oynayamasak da ordu milli takımı sayesinde maç eksiğimizi biraz giderdik. Dediğim gibi ben bahriyeli olduğum için 36 ay askerlik yaptım. İstanbul'da Anadolukavağı'ndaydı birliğim. Benim gibi bahriyeli olan Tarık Kutver, Galatasaraylı Nuri, İstanbulsporlu Yüksel ve kaleci Sabih vardı. Bir de ordu içindeki güçler arası turnuvalar oluyordu - Karagücü, Denizgücü, Havagücü gibi. Orada da bir şampiyonluğumuz var."

22 Mart 1962'de Southampton'da İngiltere'ye 4-1 yenilen ümit milli takım
oyuncuları (soldan) Necdet Atsüren, Aydın Yelken, Nevzat Güzelırmak ve
Özcan Köksoy maçtan sonra BBC Türkçe Servisi muhabiriyle konuşurken.
                                                                                                               (Hayat)

Aydın Yelken askerliğini tamamlayarak, 1962-63 sezonunun sadece 10 maçında forma giyebilmiş. Karagümrük'ün Milli Ligden düştüğü bu sezonda onun için unutulmayacak olaylardan biri, Feriköy maçında kaçırdığı penaltı. Karagümrük, ligin son haftalarında yine düşmemek için mücadele eden Feriköy'le karşılaşmıştı. Feriköy 1-0 öndeyken Karagümrük'ün 81.dakikada kazandığı penaltıyı Aydın Yelken kullandı ve topu avuta gönderdi. Kaçırılan bir puan Karagümrük'ün o sezon düşmesinde önemli rol oynamıştı. Kırmızı-siyahlı takım ertesi sene yeni başlayan Türkiye İkinci Liginin yolunu tutarken, Aydın Yelken yetiştiği takıma, yani Fenerbahçe'ye transfer oldu.

23 Şubat 1963'te oynanan Feriköy-Karagümrük maçında Aydın Yelken'in avuta giden penaltı atışı.
                                                                                                                                                                                     (Tercüman)


Henüz Karagümrük'te oynadığı sırada, Hayat dergisinde futbolcu portreleri kaleme alan Necdet Erdem onun için şu satırları yazmıştı: "Oyun tarzı telaşsız ve soğukkanlıdır. Top hakimiyeti fevkaladedir. Kendine has driplingler yaparak kolaylıkla rakip futbolcuyu ekarte eder, top götürür. Sol ayağıyla topu her pozisyonda istediği gibi kullanır. Bilhassa bilek hareketleriyle adam geçmesi, nadir futbolcuda görülen vasıflardandır. Zekâsını kullanarak top oynar. Aydın'ın markajı zordur. Top almak için ölü sahanın en müsait boşluklarına kayar. Hücum esnasında rakip müdafaa arasında sıkışıp kalmaz. Yan deplasmanlarla daima kendine markajsız saha bulur. Sağ ayağını icap ettiği zaman ve nadir olarak kullanır. Vücut yapısı: orta boylu, bacakları kavi, büstü biraz incedir. Şütleri gayet isabetlidir. Komple bir futbolcudur. Futbolü sakin oynar."




Sarı-lacivertli takıma döndüğü sene de ilginç bir penaltı kaçırma hadisesi yaşamış talihsiz futbolcu: "Fenerbahçe'ye geldiğim sene 17 gol attım. O sene gol krallığını bir golle Güven'e kaybettim. 12 penaltı oldu, bir Beşiktaş maçında penaltıyı kaçırınca yemin ettim penaltı atmayacağım diye. Karagümrük'ten de penaltı kaçırarak gelmiştim ki o maç Karagümrük'ün düşmesine neden olmuştu. 'Bu adam sol açık oynuyor, sağ ayağıyla penaltı attı,' diye dedikodu çıkarmışlardı. Fenerbahçe'ye gelişimin üçüncü maçı Beşiktaş'laydı. Penaltı oldu, ben atmak zorunda kaldım çünkü Lefter abi oynamıyordu. Maçtan önce 'penaltı olursa kim atacak?' dediler. Rahmetli Özer Kanra vardı bizde, 'Ben atarım' deyince ben güldüm. Halit Deringör, Ahmet Erol niye güldün diye sordular. 'Onun kadar ben de atarım,' dedim. Maça çıktım, 5.dakikada penaltı oldu. Bu sefer sol ayağımla attım Necmi'ye, yine kaçırdım. Sonra yemin ettim atmayacağım diye. O sezon 12 tane penaltı oldu. İki tanesini gole çevirsem, 19 golle gol kralı ben olabilirdim. Kaptanımız Şeref Has, 'Yahu gol kralı olacaksın, atsana penaltıları,' diyordu, 'Yok ben yeminliyim,' diye karşılık veriyordum. Oysa, her iki ayağımı da iyi kullandığımı duayen gazeteciler Halit Kıvanç olsun, Eyüp Karadayı olsun, idareciliğimi yapan Halit Deringör olsun söylerler. Hakikaten her iki ayağımı da rahat kullanırdım."

Fenerbahçe'nin 1964-65 sezonuna ait bir kadrosu WM dizilişine göre poz vermiş. Alt sıra (soldan sağa):
Atilla Altaş, Hazım Cantez, İsmail Kurt. Orta sıra: Yıldırım İper, Özer Kanra, Şeref Has.
Üst sıra: Ogün Altıparmak, Birol Pekel, Şenol Birol, Ziya Şengül, Aydın Yelken.
                                                                                                                                                                          (Yıldırım İper)
Aydın Yelken'in Fenerbahçe'ye geldiği sezon (1963-64) WM dizilişine göre beşli forvet hattı "Atom Forvet" adıyla ünlenmişti. Bunun detayını kendisi şöyle anlatıyor: "Biz Ogün'le aynı sezon geldik Fenerbahçe'ye. O ayağı kırık olduğu halde alındı biliyorsunuz. Lefter abi de o zaman Yunanistan'dan dönmüştü. Sağ açık o oynuyordu. Biz forvete Lefter-Nedim-Şenol-Birol-Aydın olarak başladık. Halbuki 'Atom Forvet' Ogün-Nedim-Şenol-Birol-Aydın olarak anılır. Ogün ayağı kırık olduğu için altı ay kadar oynayamadı. Sağ açıkta Lefter ile Mikro Mustafa oynuyordu. İkisi de öldü, Allah rahmet eylesin. Lefter abi çok iyi top oynuyordu. Bir maça çıkacağız, Halit Deringör takımın sorumlu menajeriydi. Lefter abi, 'Ben artık sağ açık oynamak istemiyorum, sağ iç oynayacağım,' dedi. Halit abi de ona, 'Ya sağ açık oynarsın ya da oynamazsın,' dedi. Lefter abi kabul etmedi. Bunun üzerine Halit abi, 'Formanı çıkar git,' dedi. Lefter abinin futbolu bırakması böyle oldu. O zaman 41 yaşındaydı."

Fenerbahçe Stadı'nda bir idman. Ogün Altıparmak şut çekerken Aydın Yelken, Selim Soydan ve Nedim Doğan izliyor.
                                                                                                                                                                                    (Nedim Doğan)

Söz Lefter'den açılmışken, onun futbolculuğunu şöyle anlatıyor Aydın Yelken: "Bana göre bugüne kadar Türkiye'ye daha Lefter gibi bir futbolcu gelmedi. Lefter abi her iki ayağıyla oynayan müthiş bir adamdı. Son derece zeki, kendini sahaya çok veren bir futbolcuydu. Şampiyon olduğumuz sene bir Feriköy maçı oynuyorduk. Kritik bir maçtı. Bir türlü gol atamıyorduk, 80.dakika oldu. Bana, 'Aydın ben top getireceğim, sen şurada bekle,'dedi. Ben o sene epey gol atıyordum. İnanın bana, bekle dediği yere topu çıkardı, ben de gol attım ve 1-0 yendik.  Ben Lefter abi bırakınca milli takımda daha fazla oynama şansı buldum (gülüyor). Eskiden herkesin yeri belliydi. Başka bir yere gidemezdin oradan. Birisi sağ açık oynarsa hep öyle oynamaya devam ederdi. Oscar Hold diye bir hoca geldi  sonra. Takımda değişiklik onun zamanında başladı.  Şükrü Birand sağ bek oynuyordu. İyi koşuyor, orta yapıyor diye onu sağ açığa aldı. Bekler açık oynamaya, santrhaflar santrfor oynamaya başladı. Ondan evvel WM sistemine göre herkes yerinde oynamak zorundaydı." 

Aydın Yelken'in Fenerbahçe'deki son sezonuna (1965-66) ait bir kadro. Ayaktakiler (soldan sağa): Birol Pekel,
Ali İhsan Okçuoğlu, Ercan Aktuna, Özer Kanra, Hazım Cantez, Osman Göktan. Oturanlar: Ogün Altıparmak,
Ziya Şenol, Şükrü Birant, Aydın Yelken, Yaşar Mumcuoğlu.
                                                                                                                             (Koray Gürtaş arşivi / ayaktakileroturanlar.com)
Fenerbahçe'de üç sezon geçiren Aydın Yelken bunların ilk ikisinde şampiyonluk mutluluğu yaşadı. 1966-67 sezonundan itibaren Altay'da oynamaya başladı. Henüz 27 yaşında, futbolda en verimli döneminde İzmir'e gidişini şöyle açıklıyor: "O zamanlar bugünkü gibi paralar yoktu. Ben de Caddebostan'da bir ev almıştım. Müteahhide borcum vardı. Daha doğrusu kulüp almıştı evi ama maalesef ödeyemediler. Ben de, 'O zaman bırakın gideyim, borcumu ödeyip ev sahibi olayım,' dedim. Onlar da peki dediler. Oynadığım süre içinde ki, ilk senemde 34 maç, sonraki senelerde 30 maç vardı, 128 maçın hepsinde oynadım ben. En fazla gol atan adamdım. Ama ev sahibi olayım diye bana izin verdiler ve Altay'a gittim. Ogün Altıparmak'la biz aile dostuyuz. Ben 67 senesinde Fenerbahçe'den ayrılırken gitme diye yalvardı bana. 'Ben Karşıyaka'dan geldim Fenerbahçe'ye, Fenerbahçeli olmak bir ayrıcalıktır,' demiş olmasına rağmen sırf o parayı ödeyebilmek amacıyla gittim. Altay'dan o zamanın parasıyla 80 bin küsur lira almıştım. Başkan Mazhar Zorlu'ydu o zaman."

Altay'ın 1966-67 sezonuna ait bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Mahmut Evren, Necdet Tunca,
Yılmaz Canlısoy, Metin Kurt, Aydın Yelken, Varol Ürkmez. Oturanlar: Ayfer Elmastaşoğlu, Zinnur Sarı,
Aytekin Erhanoğlu, Enver Katip, Feridun Öztürk.
                                                                                                                                                                  (Orhan Berent arşivi)
Aydın Yelken'in Altay'daki ilk sezonu da bereketli geçti zira siyah-beyazlı takım o sene Türkiye Kupasını kazandı. "Finalde Göztepe'yle 2-2 berabere kaldık. Bir golü de ben attım. O zamanlar berabere bitince penaltı atışı yoktu, kura atışı yapılıyordu. Kura atışına da ben girdim. Göztepe'den de şansı var filan diye Nihat'ı soktular. Para daha havadayken ben kazandık diye takla atmaya başladım, içime doğdu herhalde. Enteresandır, ordu milli takımındayken dünya şampiyonu oldum. Fenerbahçe'de iki sene üst üste şampiyon olduk. Karagümrük'te ilk senemde ikinci lig şampiyonluğu yaşadım. Altay'a gittim, Türkiye Kupası şampiyonluğu kazandık. Bayağı şampiyonluklar görüp yaşadım yani ve o maçların hepsinde oynadım. Benim yedek kalmam ancak A milli takımdaydı. O da Lefter abinin sol açık oynamasındandı. Ben de sol açık oynuyordum tabii. Ama milli takımda da çok faydalı oldum, haftaymda çay servisi yapıyordum, topları taşıyordum (gülüyor). O zaman oyuncu değiştirme yoktu, sakatlansan bile takım 10 kişi devam ediyordu. Oyuncu değişme olsaydı zaten biraz daha milli olma şansım olurdu. Ama tabii Fenerbahçe'ye geçtiğim zaman Lefter abi milli takımı bırakmıştı, o zaman ben sol açığa geçtim. Birçok maçta golleri Metin Oktay ile ben atıyorduk."

1967 Türkiye Kupası finalinde uzatmalar sona ermiş, kura atışı bekleniyor. Oturanlar (sağdan itibaren): Mahmut Evren,
Yılmaz Canlısoy, Feridun Öztürk, Ender İçten, ? , Aydın Yelken, Aytekin Erhanoğlu.
Ayaktaki oyuncu Ayfer Elmastaşoğlu.
                                                                                                                                                             (Orhan Berent arşivi)
Milli takımla ilgili anıları da var Aydın Yelken'in: "Üç tane unutamadığım olay var. Birincisi Fenerbahçe'de oynarken Polonya maçı için milli takım seçimi oldu. O zamanlar Taksim'de Sular İdaresinin üstünde ışıklı panolarla haberler geçerdi. Milli takıma seçilenler orada verilmişti. Arkadaşlara 'Yahu nasıl olsa seçilmişimdir,' dedim. 38 kişinin içinde ben yoktum ki Fenerbahçe'den 11 kişi seçilmişti. Ben devamlı oynadığım halde yoktum. Fakat, 'Ben bu maçta oynayacağım,' dedim. 'Nasıl olur, seçilmedin ki oynayasın?' diye sordular. Takımda yaptığım idman yetmiyordu, bir sabah yağmurlu bir havada koşuyordum. O zaman milli takımı seçen üçlü bir komite vardı: Doğan Koloğlu, Saim Kaur, Bülent Eken. Önümde bir araba durdu, onlar. 'Ne yapıyorsun?' diye sordular. 'Milli maça hazırlanıyorum,' dedim. 'Sen kadroda yoksun,' dedikleri zaman alacaksınız diye karşılık verdim. Gerçekten alındım kadroya. Tesadüfen 2-1 yendik ve golleri Metin Oktay'la birlikte ben attım.

A milli takım 1963'te Polonya ve Almanya maçlarından önce bir idmanda. Ayaktakiler (soldan sağa): Özcan Arkoç,
Şenol Birol, Kaya Köstepen, Birol Pekel, Sabahattin Kuruoğlu, Süreyya Özkefe, Yalçın Saner, Suat Mamat,
teknik direktör Bülent Eken, Metin Oktay. Oturanlar: Tarık Kutver, Aydın Yelken, Muzaffer Sipahi.
                                                                                                                             (Koray Gürtaş arşivi / ayaktakileroturanlar.com)
"İkinci bir olay da şu: Bir milli takım antrenman maçında Naci abi sakatlandı. Antrenörümüz Sandro Puppo santrhafa geçmemi istedi. Ben sol açıktan 5 numaraya geçtim. Sağ bek Büyük Ali, sol bek Basri, sağ haf Mustafa Ertan, sol haf Büyük Ahmet, ileride Metin, Can filan oynuyor. O zamanlar takım akın yaptığı zaman  santrhaflar 'İleri git' der ya, 'Yahu çıksana Basri abi' diyorum, 'Git ulan, sen nereden geldin?' diye kızıyor. Ahmet abi çık diyorum, 'Git ulan şuradan!' diyor. Maç bitti, ben hemen B milli takım antrenörü Şeref Görkey'in yanına gittim, beni B milli takıma alın hocam dedim. Türkiye'de bunu ilk defa ben yaptım, yani A'dan B'ye geçtim. Hepsi büyüğümdü, ayakkabı getiriyordum, çay veriyordum. Ama B milli takımda herkes bana vermeye başladı, daha rahat ettim (gülüyor).  Üçüncü olay da şu: İzmirspor'da oynarken Gegiç tarafından bir milli takım seçildi. Ben yine o seçilenler içindeydim. Ama bir mektupla gelemeyeceğimi bildirip affımı istedim çünkü o zaman Ender Konca oynuyordu ve iyi oynuyordu. Nasıl olsa oraya gittiğimde elenecektim."


Fenerbahçe 1964-65 sezonunda Alsanca Stadı'nda. O sezon İzmirspor'a giden Tuncay Becedek eski takım arkadaşlarına
katılmış. Ayaktakiler (soldan sağa): Aydın Yelken, Birol Pekel, Osman Göktan, Tuncay Becedek, Özer Kanra,
Hüseyin Yazıcı, Ziya Şengül. Oturanlar (soldan sağa): Şenol Birol, Hazım Cantez, Şeref Has, Şükrü Birant, İsmail Kurt.
                                                                                                                                                                              (Tuncay Becedek)
Bir başka ilginç anı da B milli takımla ilgili: "Romanya maçında da çok enteresan bir olayım var. A milli takım Romanya'da oynuyordu. Biz B milli takım da Romanya B ile İstanbul'da oynuyoruz. Birol Pekel bana bir top attı. Ben aldım topu, kaleye doğru gidiyorum. 18'e girdim, millet gol diye ayağa kalktı. Ben gittim gol yaptım, 'Bu seyirciler bana ne kadar inanmış, gol atmadan gol  diye bağırıyorlar,' dedim içimden. Meğerse o arada A milli takım Romanya'da gol atmış. Ertesi gün gazetelerde okuyunca durumu anladım tabii."

Altay kulübünde bir toplantıda umumi kaptan Rıdvan Burçetin konuşurken
Aydın Yelken ve Mustafa Denizli dinliyor.
                                                                                                     (Yeni Asır)
Aydın Yelken Altay'da üç sezon oynadıktan sonra futbol yaşamına yine İzmir'de devam etmiş ve 1969-70 sezonunda Türkiye İkinci Ligine düşen İzmirspor'a transfer olmuş. İzmir'in lacivert-beyazlı ekibinde de üç sezon forma giydikten sonra İstanbul'a dönmüş ve eski takım arkadaşı Tarık Kutver'le Karagümrük'te buluşmuş. En son 1973-74 sezonunda Üçünçü Ligde sahalarda mücadele ettikten sonra futbolu bırakmış.

İzmirspor 1971 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Aydın Yelken, kaleci Mehmet, Ali, Mehmet Serttepe,
Mehmet Ulusoy, Mustafa Türel. Oturanlar: Erdinç Kırşan, Aydın Hepanıl, Fethi Türkeş, Taner Lafçı, Haluk.
                                                                                                                                                                      (Koray Gürtaş arşivi)

Karagümrük 1973-74 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Cemil, Aydın Yelken, Recep, Baki, Cengiz Erkazan,
Tarık Kutver. Oturanlar: Mustafa, Hikmet Erön, Zihni Aydın, Mike, Cahit.
                                                                                                                           (Erdinç Akkuş / facebook - Spor Tarihimiz grubu)
Oyunculuk sonrası yaşamını şöyle özetliyor: "Futbolu bıraktıktan sonra iş hayatına Ogün Altıparmak'la birlikte atıldık. Göztepeli yönetici Muhittin Ekiz'in zeytinyağı şirketi vardı. İşte o Ekiz yağlarının bayiliğini aldık. Ticareti de bilmiyoruz, keşke almasaydık. Hâlâ beraberliğimiz devam ediyor Ogün'le. Altmış yıldan beri arkadaşız. Seneler çabuk geçiyor. Bazen soruyorlar ne zaman oynadın diye. Bir hesap yapıyorum, bırakalı neredeyse elli sene geçmiş üzerinden. İki evlilik yaptım, iki kızım bir oğlum var. Kızımın biri Darüşşafaka'da İngilizce öğretmeni. İkinci evliliğimden olan kızım Amerika'da Philadelphia'da iç mimarlık okuyor. Oğlum öğretmen. İlk evliliğimi 19 yaşında yaptım, daha askere gitmeden. O zaman ne televizyon vardı, ne şimdiki ulaşım imkanları. Maçlara taksi tutarak, hatta dolmuşla bile giderdik. Şimdikilerin iki üç arabası var. Ankara'ya giderdik otobüsle. İzmir'e giderdik otobüsle, Bigadiç'ten Sındırgı'dan uçurumlardan geçerek aşağı inerdik. Biz eziyet çekerek sporcu olduk ama iyi ki olmuşuz diyorum. Hâlâ Fenerbahçeliyiz diye gittiğimiz yerlerde tanınıyoruz, seviliyoruz."

Soldan sağa: Ali İhsan Okçuoğlu, Tuncay Becedek, Birol Pekel,
Aydın Yelken 1964 Mart'ında Macar MTK takımıyla oynanan
üçüncü maç için gittikleri Roma'da.
                                                                         (Tuncay Becedek)
Halen Fenerbahçeli Sporcular Yardımlaşma Derneğinde faal olarak görev alıp eski arkadaşlarıyla bir araya gelen Aydın Yelken, eski günlerin zor şartlarını ve günümüzün spor ortamıyla ilgili görüşlerini de şöyle anlatıyor: "Biz kağıt toplarla başladık oynamaya. Tenis toplarıyla oynardık. Top alacak paramız yoktu. İstanbul'un her tarafı arsaydı. Hele Anadolu yakasında boş yer daha fazlaydı. Şimdi çocukların top oynayacak yeri kalmadı. Halı sahalar yapıldı. Halı sahada futbolcu yetişir mi? Diyorlar ki altyapıdan oyuncu yetişir. Yetişmez. İmkanı yok çünkü 8 yaşında büyük toplarla oynatıyorlar. Önce bir tenis topuyla oynasın bakalım. Çocukları kendi kendilerine oynamaları için serbest bırakmıyorlar. Dışarıya büyük paralar verip bir sürü adam alıyoruz şimdi. Bütün kulüplerin milyonlarca lira borcu var, olur tabii."
Osman Göktan'la bir Avrupa deplasmanında.

Bir Fenerbahçe-İstanbulspor maçında.

"Bugün artık spor savaş haline getirildi. Halbuki bize büyüklerimiz böyle öğretmedi. Bize dediler ki, 'Yere düşen arkadaşına elini uzat kaldır.' Ben 18 sene profesyonel futbol oynadım, ne kırmızı kart ne sarı kart gördüm. Sol açık oynuyordum, gol de atıyordum, tekme tokat da yiyordum, atılmam lazımdı ama bize öğretilenleri yaptık biz. O zamanlar futboldan şimdi olduğu gibi para kazanılmazdı. Maçlara dolmuşla, hatta çoğu zaman tramvayla gidip gelirdik. Hiçbir futbolcuda araba yoktu. Ali Sami Yen Stadı'nın açıldığı gün oynanan, hani tribünün yıkıldığı Bulgaristan milli maçı vardı. O maçta sol açık oynamıştım. Stadın oradan Karaköy'e kadar yayan geldik, vasıta yok. Seyircilerle beraber yürüyoruz. Yenildiğimiz maçlarda seyirci tarafından alkışlanarak çıktığımızı hatırlıyorum. Kavga olmazdı. Futbol bir oyun. Sinemaya gidiyoruz, film seyrediyoruz. Tiyatroya gidiyoruz, temsil seyrediyoruz. Sinemada, tiyatroda kavga oluyor mu? Stadyuma da kavga etmeye değil, futbol seyretmeye gidelim. Dünya Kupası maçlarını izliyoruz. Kavga, dövüş var mı? Herkes bir arada oturuyor, tribünler rengarenk."

 
Aydın Yelken (solda) Dereağzı'ndaki Fenerbahçe tesislerinde
milli basketbolcu Hüseyin Kozluca ile.