20 Mayıs 2017 Cumartesi

Koço Kasapoğlu: Ada Dünyanın En Güzel Yeriydi

Büyükadalı berber Niko ve  karısı Efrosini'nin dördüncü çocukları 15 Kasım 1935'te dünyaya gözlerini açtı. Konstantinos adıyla vaftiz edilen bebek büyüyüp sokağa çıkacak yaşa geldiğinde, günlerini evlerinin bulunduğu Karanfil semtindeki arsalarda top oynayarak geçirmeye başladı. O dönemde sokaklarda, arsalarda oynaya oynaya kendini yetiştiren nice İstanbullu çocuk gibi çok iyi bir futbolcu oldu. Birkaç yıl içinde yıldızlaştı ve İstanbulspor'un unutulmaz futbolcularından Koço Kasapoğlu olarak futbol tarihimize geçti.


Şimdi zaman yolculuğunda 80 yıl kadar ileriye atlayalım. 2014 sonlarında, ülkemizin spor tarihi araştırmalarına büyük katkısı olan Cem Pekin'den bir mesaj almıştım. İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı eski başkanı Ender Ciner'in, İstanbulsporlu Kasapoğlu'yla bir video röportajı yapılması önerisini iletiyordu. Benim de uzun zamandır, İstanbul'dan göçüp Yunanistan'a yerleşmiş eski futbolcularla görüşme hayalim vardı. Yine Atina'ya yerleşmiş bir İstanbullu olan Viron Arapoğlu'nun aracılığıyla gereken irtibatlar kuruldu ve nihayet Ocak 2015'te birkaç futbolcuyla görüşme imkânı buldum. Bunların başında da Koço Kasapoğlu geliyordu. Yaptığımız röportajda çocukluk yıllarında futbola duyduğu tutkuyu şu sözlerle anlatmıştı:  

Dört kardeş bir arada. Koço sağ başta.
"İki kız, iki erkek toplam dört kardeştik. Abim Apostol da Beyoğluspor’da futbol oynadı. Çocukluğum adada geçti. Mahallede hep top oynardık. Karakoldan yukarıya çıkarken sağ tarafta, Karanfil denen bölgede bir arsa vardı, orada maç yapardık. Babamın berber dükkânı vardı. Top oynamamıza çok kızardı, hiç istemezdi oynamamızı. Rahmetli annem yemek yapıp sefer tasına koyardı babama götüreyim diye. Giderken bakıyorum arkadaşlarım top oynuyor, o sefer taslarını yere koyup kale yapardım, ben de başlardım oynamaya."


Ada sahalarında top peşinde.
O tarihlerde, özellikle yaz aylarında, İstanbul'un birçok semtinde  mahalle takımlarının katıldığı turnuvalar yapılıyordu. Henüz beton apartmanların esareti altında kalmamış şehirde, futbol oynamaya müsait yüzlerce saha vardı. Bunlardan biri de Büyükada'daki Tepeköy sahasıydı. İstanbul'un büyük takımlarında oynayan ünlü futbolcuların bir kısmı yaz tatillerini çeşitli adalarda geçiriyordu. Gündüz Kılıç, Şükrü Gülesin gibi futbolcuların da yer aldığı ada takımları arasında yapılan maçlar büyük çekişme içinde geçiyor ve büyük seyirci topluyordu. İşte bu Tepeköy sahası, genç Kasapoğlu'nun kendini iyi bir futbolcu adayı olarak gösterdiği ilk yerdi. Bu sahanın bir önemi de, yıllar sonra nam yapacağı frikik ve penaltı ustalığının şekillendiği yer olmasıydı. O sırada yıldızı yeni parlamış iyi de bir hocası vardı: "Rahmetli Lefter’le Tepeköy’deki sahada çok penaltı atışı çalışırdık. Topu bir sağ köşeye, bir sol köşeye atmak için hep özel çalışma yapardık."

Askerden döndükten sonra Fenerbahçe'de oynamaya başlamış olan Lefter, kendisinden 11 yaş küçük olan Kasapoğlu'nu çok sevmiş, bildiklerini ona öğretmek için elinden geleni yapmıştı. Koço Kasapoğlu ile ölümünden üç gün önce yaptığımız son görüşmede anlattığı şu anısı, Lefter'in ona duyduğu sevgiyi doğrular nitelikte: "Lefter aksi bir insandı, herkesle geçinemezdi. Ben ilkokulu bitirdikten sonra babamın berber dükkanında çalışıyordum. Lefter beni sevdiği için, benden başka kimseye saçını kestirmezdi." Onun futbolculuk kalitesiniyse, "Avrupa’da on tane büyük futbolcu varsa bir tanesi de Lefter’di, hem sağ hem sol ayağını mükemmel kullanırdı," diye ifade ediyordu.


Kasapoğlu Adalar takımında, alt sırada sağ başta.
Büyükada'nın Tepeköy sahasında yapılan maçlarda dikkati çeken genç Kasapoğlu, henüz 15-16 yaşlarındayken Adalar takımında oynamaya başladı. Adalar takımı, o tarihlerde İstanbul üçüncü amatör kümede mücadele eden mütevazı bir kulüp olmasına karşın, genç futbolcu ilk defa İstanbul'un diğer sahalarında da kendini gösterme imkânı bulmuştu. Nitekim çok geçmeden İstanbul'un köklü kulüplerinden Beyoğluspor yöneticilerinin dikkatini çekti ve 1952'de sarı-siyahlı kulübün genç takımına girdi. "Adalar kulübünde futbola başladım. Bir sene sonra Beyoğluspor’a geldim. Rahmetli Sarı Niko vardı kulübün idarecisi. Beni oynarken seyretmiş. Bir gün yanıma geldi, ‘Küçük, Beyoğluspor’a gelir misin?’ diye sordu. ‘Gelirim,’ dedim. Böylece on yedi veya on sekiz yaşında Beyoğluspor’a geçtim."

Beyoğluspor takımı. Ayaktakiler (soldan sağa): Kasapoğlu, Mustafa, Nikolau, Mustafa, Baharoğlu, ? , Dimitrioğlu.
Oturanlar: ? , Sofyanidis, Diamandis, Yiafas
                                                                                                                                                          (Beyoğluspor Kulübü arşivi)
Koço Kasapoğlu genç ve B takımlarda iki sezon oynadıktan sonra, 1954-55 sezonundan itibaren Beyoğluspor A takımında forma giymeye başladı. Bir başka deyişle, İstanbul Profesyonel Liginde mücadele eden futbolcular arasına katıldı. Sağ açık mevkiindeki başarısıyla daha ilk sezonda takımının bütün maçlarında forma giydi. İtalya'da yapılacak Avrupa Şampiyonası için genç milli takım kadrosuna seçildi. Fakat hazırlık maçlarında oynayıp başarılı olmasına rağmen turnuvaya gidemedi, zira hem 18 yaşını doldurmuş hem kulübüyle profesyonel mukavele imzalamıştı. Fakat genç milli takıma seçilmesi, çocukluğunda tuttuğu takım olan Beşiktaş'ın dikkatini çekmişti. Kasapoğlu ile ön mukavele yapan Beşiktaşlı idareciler,1955 Nisan'ında iki özel maç yapmak üzere Ankara'ya giden kafileye onu da aldılar. Beşiktaş'ın 2-1 kazandığı Gençlerbirliği maçında forma giyen Kasapoğlu gazetelerin ifadesine göre sahanın yıldızıydı. Bundan kısa bir süre sonra Beyoğluspor ve Beşiktaş kulüplerinin Kasapoğlu ile Bülent Esel'i trampa etmek için anlaştığına dair haberler çıktı.

Kasapoğlu Beyoğluspor'da oynarken bir özel
maçtan önce Fenerbahçeli Lefter'le birlikte.
                                                         (Hürriyet)
Kasapoğlu, Mayıs 1955'te düzenlenen Atatürk Kupası maçlarında da Beşiktaş forması giyip Galatasaray, Adalet ve Fenerbahçe'ye karşı mücadele etti. Bunların ardından 22 Mayıs'ta  Brezilya'nın Fluminense takımıyla yapılan özel maçta da yer aldı. Fakat bu maçlardaki başarılı oyununa rağmen Beşiktaş'a transferi gerçekleşmedi. Bunun sebebini bize şöyle açıklıyordu: "Beşiktaş formasıyla Fenerbahçe'ye karşı oynadım. İkinci yarı oyuna girdim. Sol açık oynadım. Maçtan sonra duşa girdim. Birisi omzuma vurdu. Döndüm baktım, rahmetli Hakkı Yeten. 'Evladım sen iyi futbolcusun ama sakın Beşiktaş'a gelme, ufaksın. Seni yerler,' dedi. Hakikaten o zaman Beşiktaş da Beşiktaş'tı. En iyi takımlardan biriydi. Eşref, Ali İhsan, Nusret, Baba Recep – hepsi çok iyi futbolculardı."

Kasapoğlu'nun da yer aldığı Beşiktaş takımı Atatürk Kupası maçlarından biri öncesinde.
Üst sıra (soldan sağa): Koço Kasapoğlu, Recep Adanır, Ercan Ertuğ, Coşkun Taş, Faruk Sağnak.
Orta sıra: Metin Erman, Ali İhsan Karayiğit, Nusret Ülük. Alt sıra: Kamil Üzülme, Bülent Gürbüz, Vedii Tosuncuk.
                                                                                                                                                                            (Mehmet Yüce arşivi)
Baba Hakkı'nın sözünü dinleyen Kasapoğlu Beşiktaş'a gitmedi ve 1955-56 sezonunu da Beyoğluspor'da geçirdi. Sezon bittikten sonra, bu kez Fenerbahçe'nin Haziran ayında Sovyetler Birliği'nde yapacağı özel maçlar için kadroya alındı. Fenerbahçe formasını giymesine de Lefter vesile olmuştu: "Lefter uçaktan korktuğu için Fenerbahçe’nin Rusya turnesine gitmemiş. Bir gün Ada’da deniz kenarında otururken baktım bir polis geldi. ‘Kasap abi, gel,’ dedi. Karakola gittik. Orada Fenerbahçe’nin beni çağırdığını söylediler. Böylece Fenerbahçe ile beraber Rusya’ya gittim. Bir maç Leningrad’da, iki maç da Moskova’da oynadık. Küçük Fikret'in futbolu bıraktığı seneydi, o da gelmişti turneye."

Sovyetler Birliği turnesinden dönüşte Kasapoğlu (soldan üçüncü) havaalanında
Fenerbahçeli futbolcularla birlikte.
                                                                                                      (Yeni Sabah)
Bu seyahatin dönüşünde yeni takımı, ligin bir diğer sarı-siyahlı ekibi İstanbulspor oldu: "Ali Mortaş beni İstanbulspor’a getirdi. Rahmetli iyi bir adamdı, halı tüccarıydı ama birçok futbolcuyu başka takımlarda seyredip keşfetmişti. Bize kendi cebinden para verirdi." Cihat Arman'ın çalıştırdığı yeni takımıyla ligin ilk maçında Beşiktaş'a karşı forma giydi Kasapoğlu ve bu ilk maçında penaltıdan bir gol attı. Kulüpteki atmosferi de şöyle anlatıyordu: "İstanbulspor’da iyi bir arkadaşlık ortamı vardı. Takıma yeni geldiğimde hiç yabancılık çekmedim. Beni severlerdi."

1956 yazında İstanbulspor'a ilk imza.
                                                                                                            (Milliyet)
İlk sezonda takımda hemen yer bulmasına karşın şanssızlığa uğramış ve ilk yarının son maçı olan Galatasaray karşılaşmasında sakatlanmıştı. Bu yüzden ikinci yarıdaki hiçbir maçta oynayamadı. Buna karşın takımı başarılı bir performans sergiledi ve Beykoz ile Beşiktaş'ı geçip ligi üçüncü sırada bitirdi. 1957-58 sezonunda düzelerek sahalara döndü Kasapoğlu. İstanbulspor o yıllarda bütün futbol meraklılarının ezbere saydığı meşhur forvet hattına kavuşmuştu: Kasapoğlu-Aydemir-İbrahim-İhsan-Yüksel. Bugünün tek forvetli dizilişlerini bilenler bu beşli forvet hattını yadırgayabilir. Altmışların ortasına kadar uygulanan WM sisteminin bu dizilişinde Kasapoğlu sağ açık, Aydemir sağ iç, İbrahim santrfor, İhsan sol iç ve Yüksel sol açık olarak oynuyordu. Necdet Erdem'in teknik direktörlüğünde oturmuş kadrosuyla başarısını tekrarlayan İstanbulspor, Beşiktaş'ı iki maçta da yenerek İstanbul Ligini yine üçüncü sırada tamamlamıştı.

Meşhur forvet hattından dört kişi (soldan): Kasapoğlu, Aydemir Nemli,
İbrahim Toker, İhsan Baydar.
                                                                                                       (Günlük Spor)
Söz o günlerin oyun sisteminden açılmışken Kasapoğlu bir anısını şöyle anlatıyor: "Ben sağ açık oynadığım için karşımda sol bek olurdu. Ben çok çabuk oynadığım için sol beklerin işi zor olurdu. Vefa’da sol bek oynayan rahmetli Rahmi bana çok kızardı. Ona çalım attığım zaman, ‘Ulan bir daha yanıma gelme, senin ... ,’ diye söylenirdi. Her Vefa-İstanbulspor maçında karşı karşıyaydık, Allah rahmet eylesin."

Vefalı Rahmi (solda) ile bir maçta mücadelede.
                                                            (Günlük Spor)

Kasapoğlu İstanbulspor'a geçtiği sırada, 25 Kasım 1956'da Prag'da oynanan Çekoslovakya maçında, ilk ve son kez A milli takım formasını giydi. Bunun ardından 6 Kasım 1957'de İstanbul'da, İspanya B ile yapılan maçta B milli takımda yer aldı. Muhtemelen "üç büyükler"den birinde oynasa daha çok milli olma fırsatını yakalayacaktı. Bu maçların dışında ay-yıldızlı formayı ancak ordu takımının maçlarında giyebildi. Askerliğini İstanbul'da, Metin Oktay ve Şeref Has gibi birçok ünlü futbolcuyla birlikte yapmış, böylece 1957 ve 58 yıllarında ordu takımının yaptığı çok sayıda maçta forma giyme imkânına kavuşmuştu.

İspanya maçında.
                                                                (Günlük Spor)

6 Kasım 1957'de İspanya'yla 0-0 berabere kalan B milli takım kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Özcan Arkoç (Vefa),
Avni Kalkavan (FB), Can Bartu (FB), İhsan Baydar (İstanbulspor), Şeref Has (FB), Güngör Tetik (Adalet),
Saim Tayşengil (GS). Oturanlar (soldan sağa): Nejat Küçüksorgunlu (Vefa), Niyazi Tamakan (FB),
İsmail Kurt (GS), Koço Kasapoğlu (İstanbulspor).
                                                                                                                                                                                (Hayat Spor)

Yazının başında da belirttiğimiz gibi Kasapoğlu penaltı atışları ve frikik golleriyle ün yapmıştı. Ancak penaltı konusunda çok yaygın bilinen bir yanlışı düzeltmek gerek. Zamanında birileri nasıl hesapladıysa, onun futbolculuk kariyeri boyunca 501 penaltı atışı kullandığını ve sadece birini kaçırdığını ileri sürmüştü. Nitekim Atina'daki röportajımızda Kasapoğlu da bu iddiadan bahsetmişti. Bir takımın bir sezonda çok iyimser bir tahminle ortalama 15 penaltı atışı kullandığını varsaysak, bu durumda Kasapoğlu'nun yaklaşık 35 yıl futbol oynaması gerekirdi. Lakin bu yanlışlık onun çok iyi bir penaltı ustası olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Yazının başında ondan aktardığımız gibi, çocukken Büyükada'da Lefter'le sürekli penaltı çalışmasının, bu ustalığın ortaya çıkmasında büyük katkısı olmuştu. Kaçırdığı üç penaltıdan birini Beşiktaş kalecisi Varol'a karşı kullanmıştı ve nasıl kaçırdığını bize şöyle anlatmıştı: "O zamanlar biliyorsunuz ayakkabılar şimdiki gibi değil. Tam topa vuracağım anda ayağım zemine takıldı. Topa vurdum, Varol bir tarafa atladı. Fakat top da öbür taraftan yavaş yavaş dışarı çıktı."

                                                                                                               (Hürriyet)
Penaltı dışında asıl ustalığını frikikten attığı gollerle sergiliyordu. Bunlardan ikisini şöyle hatırlıyordu: "Ali Sami Yen Stadı'nda Galatasaray’la bir maç yapıyorduk. Bir frikik kazandık. Yıldırım topu aldı, dikti. Frikiği atmak için hazırlandı. Ben de arkasında saklanıyorum, beni görmüyor. İçimde bir his var, vurursam gol yapacağım diye. Yıldırım açıldı, açıldı, açıldı. Ben hemen arkasından koştum, bir vurdum – doksandan gol oldu. Yıldırım hemen arkasına döndü, beni görünce bir şey söylemedi. Bir Beşiktaş maçında frikik oldu çaprazdan, numaralı tribüne yakın yerden. Topu diktim ve vurdum, doksandan gol oldu. Fakat hakem daha atış için düdük çalmamıştı. Kabul etmedi golü, atış tekrarlandı. Vurdum, yine aynı köşeden gol oldu. 1-0 maçı aldık. Kısmet işte."

İstanbulspor 1957-58 kadrosu. Ayaktakiler: Koço Kasapoğlu, Merih Üççetin, Kenan Buharalı, Sabih Sünter, Salih Temizyer, İbrahim Toker. Oturanlar: Erdoğan Tokol, Kadri Kartal, Yüksel Gözüpek, Kamil Cengiz, Aydemir Nemli.
                                                                                                                                                                       (Cem Pekin arşivi)
Futbol hayatının büyük bölümünde sağ açık olarak oynayan Kasapoğlu, ihtiyaç duyulduğunda sol açık da oynamıştı: "İki ayağımı da kullanırdım. En çok sağ ayakla oynardım ama sol ayakla da gol attım." Onun futbolculuk vasıflarını, İstanbulspor'da bir dönem birlikte oynadığı Zorbay Kalkan şöyle anlatıyor: "Ben Kasap abinin yanında sağ açık oynadım ki, ne mutlu bana. Bana derdi ki, 'Zorbay top benim ayağımda olduğu zaman dikkat et, sen çizgiden koş,' derdi. Ben çok süratli koşardım. Ona rağmen ben koşardım, bakardım top önümde. Anlatılması mümkün değil. Benim ne kadar hızlı koştuğumun hesabını nasıl yapardı. Kasap abi müthiş bir futbolcuydu. Aynı zamanda dünya beyefendisi bir insandı."

Muhtemelen 1965-66 sezonunda İstanbulspor-PTT maçı ve muhtemelen bir korner atışında santrhaf Yıldırım gol arayışına çıkmış. Hemen önünde Kasapoğlu var. Solda, arka planda sağ bek Yalçın Saner görülüyor. PTT kalecisi Atilla Ünalan 10
numaralı formayı giymiş. Kalecinin hemen önünde kafasının yarısı gözüken Tamer Güney, arka planda Yılmaz Yücetürk.

Tam 16 sezon İstanbulspor forması giyen Koço Kasapoğlu, bilinen kayıtlara göre sarı-siyahlı kulüpte en uzun süre oynayan futbolcu oldu. Kulübüne duyduğu sevgiyi bize şu sözlerle ifade etmişti: "İstanbulspor'da oynarken Beşiktaş ve Fenerbahçe dışında Ankaragücü'nden de transfer teklifi almıştım. Fakat iyi ki İstanbulspor'da kalmışım. Orada oynamaktan dolayı memnunum. Orada oynayarak isim yaptım."  Bu 16 yıllık dönemde neredeyse üç ayrı kuşakla birlikte oynayıp, kendi ifadesiyle 10 yıl takım kaptanlığını yaptı. İstanbulspor'a ilk katıldığı yıllarda, yukarıda isimlerini saydığımız forvet hattına ilaveten kaleci Sabih, bek Merih, santrhaf Kenan Buharalı, Cafer, Erdoğan Tokol ve Kadri Kartal gibi oyuncular vardı. Bunların yerini altmışlı yıllarda kaleci Yılmaz Urul, Bahattin Baydar, Yalçın Saner, Yıldırım İper, Ercan Aktuna, Yılmaz Şen, Güngör Tetik, Bilge Tarhan, gibi isimler aldı. Yetmişlere doğru takıma bu kez Mete Bozkurt, Alpaslan Eratlı, Zorbay Kalkan, Ahmet Altuntaş, Cemil Turan gibi isimler katılmıştı.

İkinci Ligde şampiyonluk sevinci.
                                    (Fotospor)



İstanbul Profesyonel Liginden Milli Lige geçişi gördüğü gibi, İkinci Lige düşüş üzüntüsünü de iki kez yaşamıştı. Bunların ilki çok kısa sürdü. 1966-67 sezonunda İstanbulspor, İstanbul'da Karşıyaka'yla oynayıp 0-0 berabere kaldığı son maçta küme düşmüştü. O gün sahada mücadele eden futbolculardan İstanbulsporlu Bülent Buda bu maçı şöyle anlatıyordu: "Karşıyaka’yı Ali Sami Yen’de yenemediğimiz için, yirmi gol kaçırıp 0-0 berabere kalarak İkinci Lige düştük. Hiç düşecek bir takım değildik aslında. Karşıyaka da düşmüştü aslında. Onlarla beraber düştük. Ertesi yıl ligin bitimine altı-yedi hafta kala yine onları yenip tekrar Birinci Lige çıktık."





En yakın rakibi Denizlispor'a 12 puan fark atarak (2 puanlı sistemde) Birinci Lige dönen İstanbulspor, 1970-71 sezonunun özellikle ikinci yarısında çok başarılı bir performans sergilemiş ve arka arkaya Beşiktaş ve Fenerbahçe'yi 1-0, Galatasaray'ı 3-0 yenmişti. Fakat bu sezonda yaşanan yönetim değişikliği takımı olumsuz etkilemişti. Lig dördüncülüğünü kıl payı kaçıran takım ciddi bir kadro değişikliği yaşamadığı halde, kötü performans sergiliyordu. Kasapoğlu da son kez İstanbulspor forması giydiği bu sezondaki maçların yarısında oynamamıştı. Sonuçta İstanbulspor bir kez daha Birinci Ligden düştü. Kasapoğlu ise 1972-73 sezonunda Üçüncü Ligde mücadele eden Taksim kulübünde antrenör-oyuncu olarak yer aldı.

1972-73 sezonunda, Üçüncü Ligde mücadele eden Taksim kulübünde oynayan Kasapoğlu
yıllar sonra Şeref Stadı'na dönmüştü.

Kasapoğlu ailesi 1975'te İstanbul'dan göçüp Atina'ya yerleşti. 1974'te Kıbrıs'ta cuntacıların Kıbrıslı Türkleri katletmesinin acısını, İstanbul'un artık neredeyse bir avuç kalmış Rum sakinlerinden çıkarmak isteyen "vatanseverler" rol oynamıştı bu göçte. Koço Kasapoğlu önce en iyi bildiği işi yapmaya çalıştı orada. Amatör bir takımın ardından üçüncü kümede oynayan Kalamaki takımını çalıştırdı. Sonra bir manav dükkanı açtı. Kırk yılı aşan bu gönülsüz sürgün hayatı sırasında fırsat buldukça İstanbul'a gelip Büyükada'daki dostlarıyla buluştu Kasapoğlu ailesi. Doğup büyüdüğü toprağa sevgisini Atina'da yaptığımız görüşmede, "Ben hep Ada'da oturuyordum. Orası bence dünyanın en güzel yeriydi," sözleriyle dile getirmişti. Haftada iki kez Şeref Stadı'nda yapılan idmanlara, Cumartesi ve Pazar oynanan maçlara hep Ada'dan vapurla gidip geliyordu.

Bir İstanbulspor-Bursaspor maçı. Kasapoğlu ve Haluk birbirlerinden çok
yağmurdan göle dönmüş sahayla mücadele ediyorlar.
                                                                                                           (Fotospor)
Koço Kasapoğlu hakkında bilinen yaygın bir diğer yanlış da hayata gurbette veda ettiğidir. Atina'da yaptığımız röportajdan birkaç ay sonra, bacağındaki rahatsızlığı muayene amacıyla 2015 Haziran'ında ailesiyle birlikte İstanbul'a gelmiş, fakat bir haftalık süreyi doktorların sağlık durumunu ciddi bulması nedeniyle hastanede geçirmişti. Bu ziyarette İstanbulspor'un eski futbolcularının da teşvikiyle temelli olarak yurduna dönmeye karar vermişti. Nitekim Kasapoğlu ailesi 2015'in son aylarında İstanbul'a yerleşti. Koço Kasapoğlu Mart sonlarında bacağından ameliyat oldu. Hastaneden çıktıktan birkaç gün sonra, 5 Nisan 2016 gecesi aniden fenalaştı ve son nefesini verdi. Hayatının sonunda, dünyanın en güzel yeri dediği Ada'sına kavuştu. Büyükada'da gerçekleştirilen cenaze töreninin ardından, çocukluğundan beri hayatında hep önemli bir yer işgal eden Adalı komşusu Lefter'in birkaç metre ötesinde toprağa verildi.

Büyükada meydanında iki büyük futbolcu.


Askerliğini aynı dönemde yapan ünlü futbolcular bir arada. Üst sırada sivil giyimli ilk kişi Kasapoğlu. Yanındakiler
Özcan Esinduy, Coşkun Taş, Günay Kayarlar, ? , Ergun Ercins ve Metin Erman. Alt sırada soldan ikinci Şeref Has,
soldan dördüncü Erol Topoyan ve yanında Yüksel Alkan.

Bir Vefa maçında gol atarken.
                                                                                                         (Türkiye Spor)

Bir idmanda İbrahim Toker'le.
                                                  (Hürriyet)


Yine bir idmanda antrenör Ziya Taner, İhsan, Kasapoğlu, Güngör ve Erhan'a
ne yapacaklarını anlatıyor.
                                                                                                             (Hürriyet)
Bir İstanbulspor-PTT maçında Kasapoğlu, eski takım arkadaşı kaleci Metin Türel'le karşı karşıya.



İstanbulspor 1965-66. Ayaktakiler (soldan sağa): Bahattin Baydar, Yalçın Saner, ? , Mete Bozkurt, Yıldırım İper,
Güngör Tetik. Oturanlar: Nedim Güven, ? , K. Kasapoğlu, Yılmaz Şen, Haluk Erdem.
İstanbulspor 1967-68. Ayaktakiler (soldan sağa): Yıldırım İper, Bülent Buda, Ata Özbay, Türker Gülsoy, Celal Sivrioğlu, İhsan Baydar.
Oturanlar: Mustafa Bozkurt, Yüksel Arna, Koço Kasapoğlu, Bilge Tarhan, Yılmaz Urul.
                                                                                                                                                                                                        (Hayat)


1968-69 sezonunda forvet hattı (soldan sağa): Zorbay Kalkan, Cemil Turan, Ahmet Gündoğdu, K. Kasapoğlu, BilgeTarhan.


İstanbulspor 1970-71. Ayaktakiler (soldan sağa): Yıldırım İper, Tayfun Kalkavan, Alpaslan Eratlı, Yalçın Saner,
Mete Bozkurt, K. Kasapoğlu. Oturanlar: Bilge Tarhan, Bülent Buda, Ali Açıkgöz, Ahmet Altuntaş, Cemil Turan.

Koço Kasapoğlu 30 Mayıs 1974'te yapılan jübile maçına çıkıyor. 



Futbolu bıraktıktan sonra Büyükada'daki dükkanında eşi ve kızıyla.

Atina, Ocak 2015. Beşiktaşlı Niko Kovi, Kasapoğlu ve 70'li yıllarda
İstanbulspor'da oynayan Konstantinos Sinas.

İstanbul, Haziran 2015. İstanbulsporlu futbolcular Yavuz Bentürk,
Günay Yavaş ve Zorbay Kalkan kaptanlarını ziyarette.

Koço Kasapoğlu birinci ölüm yıl dönümünde İstanbulsporlular Derneği
tarafından yaptırılan mezarı başında düzenlenen törende anıldı.



                                                                                      Fotoğraf: Cem Pekin




Paylaştıkları fotoğraflar için merhum Koço Kasapoğlu'nun eşi Kleopatra'ya ve kızı Loukia'ya
teşekkürlerimi sunarım.
Fethi Aytuna

















































































28 Nisan 2017 Cuma

Aldo - Son Golünü Hayata Attı

Alderico Segala, yüzyıllardan beri İstanbul'da yaşayan İtalyan Levanten toplumunun artık sayısı iyice azalmış üyelerinden biriydi. Yakınları ve arkadaşları tarafından kısaca Aldo denilen genç, İstanbul Profesyonel Liginin iddiasız takımlarından Emniyet'te futbol oynuyordu.

                                          (Hürriyet)

Galatasaray ve Emniyet takımları 28 Nisan 1954 Çarşamba günü, lig maçında karşı karşıya geldiler. Şampiyonluk için Beşiktaş'la çekişen Galatasaray maçın mutlak favorisiydi. Nitekim sarı-kırmızılı takım, maçın başlarında Büyük Ali'nin (Ali Beratlıgil) golüyle öne geçti. Ne var ki, her zaman ligin sonlarında yer alan sarı-beyazlı takım buna 20. dakikada cevap verdi. Emniyet'in yaptığı faul atışında havalanan top, Galatasaraylı bir savunma oyuncusunun başından sekerek santrfor Aldo'nun önüne geldi. Genç futbolcu yakın mesafeden çektiği şutla takımına beraberliği getiren golü kaydetti. Lakin bu gol, Galatasaray'ı kamçılamıştı. Suat Mamat hemen iki dakika sonra buna cevap verdi. 38.dakikada bir gol daha atan Suat takımının ilk yarıyı 3-1 galip kapamasını sağladı.

İkinci yarıya da golle başladı Galatasaray ve 51.dakikada Kadri Aytaç'ın golüyle 4-1 öne geçti. Ne var ki bundan sonra maça talihsiz bir olay damgasını vurdu. Olayın seyrini o dönemin günlük spor gazetesi Türkiye Spor'dan okuyalım: "İlk devre Turgay'a güzel bir gol atmasını bilen ve takımını berabere duruma getiren Aldo, ikinci devrenin 30.dakikasından sonra hafif hafif baş gösteren acı için de kıvranmaya başlamıştı. Nitekim biraz sonra saha kenarına gelen ve nefes hareketleri yapan delikanlının, bir ara çekilen kornere yetişmek isterken dizleri üzerine çökmesi ve sahanın sol tarafındaki tahtaların üzerine giderek oraya yıkılması gözden kaçmamıştı. Aldo bu tahta üzerinde hemen hemen beş dakika kıvrandıktan, kendini yerden yere attıktan sonra sahanın doktoru kendisini görebildi. Başına üşüşüldü ve işin vahameti anlaşıldı. Aldo'nun can çekiştiği belli idi. Maçın son dakikasında yetiştirilen sedyede sarkan ayak ve elini battaniyeyle örttükten sonra içeriye götürülen Aldo, acı ile haber aldık ki ciddi bir müdahalede bulunulmadan can vermiş bulunmaktaydı."
Gazetelerde Aldo'nun maçtan kısa bir süre önce bol miktarda Paskalya yumurtası yediği için zehirlendiğine dair yazılar çıkmıştı. Türkiye Spor gazetesi de otopsi raporunu şu satırlarla duyurmuştu: "Morg raporuna göre ölümü, midenin fazla dolu bulunması ve kalbe tazyik yaparak durdurmasıdır. Bu acı ders, sporculara ibret olmalıdır."

                        (Türkiye Spor)
O maçta Emniyet takımı futbolcusu olarak sahada mücadele eden Samim Emek, bu talihsiz olayla ilgili hatırladıklarını şöyle anlatıyor: "Aldo santrfor olarak oynardı. Hatta o gün Sezai diye bir arkadaşımız oynayacaktı. O zamanlar takımların toplu olarak maça gelmesi diye bir şey yok. Maç Dolmabahçe Stadında saat 4'te, en geç 2'de orada olun diye duyuru yapılırdı. Biz de kendimiz giderdik stada. Geldik baktık, Sezai yok. Hastalanmış. Hocamız Niyazi Sel, Aldo oynayacak dedi. Maçtan önce yemek yiyip yemediğini bilmiyorum. Fakat oynamaya çok hevesli biriydi. Yemek yemiş bile olsa oynamaya çok istekli bir çocuktu. Maç esnasında kalenin önünde bir karambol oldu. Arkasından biz Galatasaray kalesine doğru bir akın yapıyorduk. O yüzden yığıldığının farkında değildim. Sonra bir baktım, çocuğu Gazhane tarafındaki kalenin arkasına almışlar. Sağlık görevlileri, doktor filan başında. O zamanın şartlarına göre yapabilecekleri şeyler sınırlıydı. Oyun devam ediyordu bir taraftan. Maçtan sonra soyunma odasına gelip sorduk. Taksim İlkyardım hastanesine götürmüşler. Elbiselerini aldık, biz de hastaneye gittik. Çocuk orada vefat etmiş."

                                            (Türkiye Spor)


Alderico Segala belki gol attığı maçta hayatını kaybeden tek futbolcu olarak dünya spor tarihine geçti. Türkiye Spor gazetesine göre mali durumu iyi ve sıhhati yerinde olup 29 yaşındaydı. Hürriyet gazetesine göre de mükemmel bir desinatördü ve 27 yaşındaydı. Talihsiz futbolcu 30 Nisan 1954'te, Sent Antuan Kilisesinde yapılan törenin ardından Feriköy Katolik mezarlığında toprağa verildi. 

                                                                    (Öz Fenerbahçe)

15 Nisan 2017 Cumartesi

Özcan Esinduy - Di Stefano Varol'un Ayağına Basıp Golü Attı

50'li yılların Beşiktaş'ı, 40'ların şampiyonluklara ambargo koyan efsanevi takımın gölgesinde kalmış olsa da, bu on yıllık dilimdeki kadrolar da üç İstanbul Ligi şampiyonluğunun yanı sıra Avrupa'da ülkemizi temsil edecek takımı belirlemek için düzenlenen iki Federasyon Kupasını kazanma başarısını göstermişti. Bu başarılarda payı olan futbolculardan biri Özcan Esinduy'du. Henüz lise öğrencisiyken katıldığı Beşiktaş takımında, o döneme göre bir hayli uzun boyuyla önce santrfor olarak oynamış, ardından başarılı bir santrhaf olmuştu. Uzun yıllardan beri Amerika'da yaşayan Özcan Esinduy'la, Darüşşafaka'nın spor tarihini anlatan kitap çalışmamız sırasında, İstanbul'a yaptığı kısa bir ziyaret esnasında konuşma imkânı bulduk.



1933'te Kadıköy'de dünyaya gelen Özcan Esinduy, futbolla nasıl tanıştığını şöyle anlatıyor: "Ben altı-yedi yaşlarındayken babam vefat etti. Beş kardeşin en küçüğü bendim. Moda İlkokulunda okumaya başladım. Yanlış hatırlamıyorsam 1942’de dördüncü sınıfta Darüşşafaka’ya girdim. Her Darüşşafakalı gibi ben de bez topla oynamaya başladım. Gayet iyi bez top yapardı arkadaşlarım. Lisedeki ağabeylerin olduğu sahaya geçemezdik. Biz ufak sınıfların oynadığı daha küçük bir saha vardı. Yedinci sınıfa geçtikten sonra ortaokul karması olarak büyük sahada da oynamaya başladık."

Darüşşafaka Lisesi orta
kısım yılları.
Pek çok yetenekli çocuğu Türk sporuna kazandıran Darüşşafaka Lisesi'nde, futbol dışında diğer sporları da yapma olanağına kavuşmuş Özcan Esinduy. Uzun boyu sayesinde basketbol ve voleybolda da başarılı olmuş: "Ortaokulda futbol dışında hentbol, voleybol ve basketbol oynadım. Okul takımlarına da girdim ama futbol dışında fazla bir ağırlığım yoktu o branşlarda. Lisedeyken tamamen futbol oynamaya başladım ama bir sene yine basketbol takımına çağırdılar. Basketbolda Tophane Sanat Okuluyla finale kaldık, hatta onları yenip maçı kazandık. Tophane'de Altan (Dinçer) ile Erdoğan (Karabelen) da vardı. Bana, ‘Sen bunların arasına girip tut bunları,’ dediler. Onları tutmak mümkün mü, adama yukarıdan bakıyorlar. Benim vazifem onları itmek kakmak, top vermemekti. Neticede kazandık maçı." 1951'de ilk kez İstanbul şampiyonu olan lise basketbol takımının başarısında pay sahibi olduğu gibi, Darüşşafaka kulübünün yeni kurulan voleybol takımına da ilk sezonunda katkıda bulunmuş Özcan Esinduy.

1951 İstanbul şampiyonu olan Darüşşafaka Lisesi basketbol takımı. Özcan
Esinduy üst sırada ortada. Yanında (sağdan ikinci), geleceğin milli
basketbolcusu Şevket Taşlıca görülüyor.
Türk futboluna Galatasaraylı Musa Sezer, Beşiktaşlı Nazım Öner, Fenerbahçeli Murat Alyüz ve Melih Ilgaz, Vefalı Galip Haktanır gibi isimleri kazandıran Darüşşafaka Lisesi'nden yetişen son futbolcu diyebiliriz Özcan Esinduy için. Bilindiği gibi, 50'lerden itibaren basketbol okulda bir numaralı spor haline geldi ve futbol arka planda kaldı. Özcan Esinduy'un da yer aldığı lise futbol takımı şampiyonluk kazanamasa da rakiplerin çekindiği iyi bir kadroya sahipti: "Okul futbol takımıyla zaman zaman Melih Ilgaz, Galip Haktanır ve bazı abilerimiz gelip meşgul oluyordu. Bazen jimnastik hocamız kültür fizik yaptırırdı. Fakat daha çok kendi kendimizi yetiştirirdik. Bazı mektepler gayet hazırlıklı oluyordu karşılaşmalara. Biz hususi mektepler kısmındaydık. Ben okul takımında santrfor oynuyordum. Bir maçımızı Fener stadında Boğaziçi Lisesiyle yaptık. Onlarda Fenerbahçe'nin tanınmış futbolcuları oynuyordu. Kaleci Şükrü (Ersoy), Mehmet Ali Has, Selahattin Torkal, hatta Erol (Keskin) vardı. Biz tabii biraz hafif kaldık ama ona rağmen 2-1 kaybettik."

Darüşşafaka Lisesi futbol takımı. Özcan Esinduy ayakta soldan dördüncü.

Darüşşafaka'nın son sınıfında okuduğu 1951 yılında, Beşiktaş'a girişini şöyle anlatıyor: "Son sınıfa geçtiğim zaman Beşiktaş idare heyetinde bulunan Tahir Söğütlü aynı zamanda bizim cemiyet başkanı veya yardımcısıydı. (Meraklısı için not: Kendisi de Darüşşafaka mezunu olan Tahir Söğütlü, 20'li ve 30'lu yıllarda Beşiktaş'ta futbol oynamış, 1955-56 yıllarında kulüp başkanlığı yapmıştı.) Onun kanalıyla Beşiktaş’la münasebetim oldu. Şeref Stadı'nda bazı okul maçları yapıyorduk. Orada galiba Sadri Usuoğlu’nun seyretme imkânı olmuş beni. Bir gün bana, ‘Bu hafta Sadri Usuoğlu’nu göreceksin,’ dediler. Mektep de izin verince galiba Salı günüydü, kalktım gittim Şeref Stadı'na. 'Soyun bir antrenmana çık bakalım,' dediler.  Etrafıma baktım, Beşiktaş takımında hayranlıkla izlediğimiz oyuncular hepsi. Sahaya çıktım neyse, olabildiğince topla oynadım, koşturdum, şut attım. Perşembe günü antrenmana tekrar gittim. Antrenmandan sonra Sadri Bey, ‘Cumartesi günü maçımız var, çıkıp oynayacaksın,’ dedi. O an dizlerimin titrediğini hissettim."

Beşiktaş formasıyla ilk maç.
                                                               (Beşiktaş dergisi)
                                                     
Böylece Özcan Esinduy ilk kez 13 Ocak 1951'de siyah-beyazlı formayı giydi. Bu ilk maçın hikâyesini şöyle anlatıyor: "Galiba Cuma akşamıydı, neden bilmiyorum bileğim şişti. Bir yandan oynamayı çok istiyorum, bir yandan da oynayacak durumda değilim. O akşam okulda revire gittim. Ayağıma pansuman yaptılar, sıcak su torbası koydular. Sabahleyin imkân olursa haber veririm diyerek yattım. Ertesi sabah kalktığımda baktım bileğimdeki şiş inmiş. Avusturya’nın Austria takımı gelmişti İstanbul’a. Ağabeyimle birlikte kulüp lokaline gittik, Sadri Beyi bulduk. Hiç unutmuyorum, Akaretler’deki o lokalden aşağı indik; Çarşı'da bir lokanta vardı, oraya girip yemek yedik. Oradan Dolmabahçe’ye yürüyüp stada girdik ve soyunma odasına gittik. O zaman malzemeci Mustafa vardı. Benim doğru dürüst ayakkabım yoktu. Sadri Bey Mustafa’ya, ‘Özcan’a bir ayakkabı uydur,’ dedi. Bir futbol ayakkabısı uydurdular, soyunduk. Sadri Usuoğlu, ‘Santrfor oynayacaksın,’ dedi."

Metin Erman - Coşkun Taş - Özcan Esinduy.
"Bizden önce de Fenerbahçe-Vefa maçı vardı. Onların maçı bitti, tünelden biz sahaya çıkıyoruz. Melih Ilgaz o zaman Vefa’da oynuyordu. Tam ben çıkarken o içeri giriyordu. Bildiğiniz gibi o da Darüşşafakalıydı. Beni görünce sarılıp öptü ve iyi şanslar diledi. Son derece heyecanlıydım. O günlerde Mohini diye bir fil vardı, İstanbul’a getirmişlerdi. O sırada statta dolaştırıyorlarmış. Sonradan bana, ‘Mohini’yi gördün mü?’ diye sordular. Heyecandan onu bile görememişim. Koşa koşa sahaya çıktık. O zamanki Austria takımı pek mağlubiyet yüzü gören bir takım değildi. Oswirk diye meşhur bir oyuncuları vardı. Maç başladı, oradan oraya koşuşuyorum. Kafa toplarında bir hakimiyetim vardı. Oswirk denen adamdan kafa toplarını almaya çalışıyorum. Tam da benim yanımda, müdafaada oynuyordu. Çok iyi futbolcuydu, o senelerde Avrupa karmasına seçilmişti."

Gürcan Berk - Özcan Esinduy - Ahmet Berman.
"Birinci devre onlar 2-0 öndeyken 2-1 oldu.  Sol açıkta Altay’dan gelen Cihat (Yetiş) oynuyordu. Çok iyi sol ayağı vardı. Sol açıkta bir top aldı, girdi girdi, kornerin hizasına kadar geldi. Topu ortaladı. Orta çok güzeldi, kaleciyi filan aştı. Arka direğin oralarda yükseldim, vurdum kafayı gol oldu. O beni biraz kuvvetlendirdi. İkinci devre başladı, yine bir gol yedik, maç 3-2 devam ediyor. Son dakikalar yaklaştı. Kapalı tribünde, Gazhane tarafında Beşiktaş tribünü vardı. Orada bir frikik kazandık. Çengel Hüseyin kaptandı o zaman. Hepimiz kale önüne geldik. Çengel Hüseyin on sekizin dışına ortaladı. Top süzülüyor, yapacağım tek şey fırlamak ama önümde de Avusturyalı oyuncu var şimdi hatırlamıyorum, Melchior mu başkası mı. Mehmet Reşat Nayır da hakem. Ceza sahası bir hayli kalabalık. Şöyle bir omzumu koyduğumu hatırlıyorum. Önümdeki yükselemeyince ben vurdum kafayı, hatta hatırlıyorum yere doğru vurdum. Kaleci bir şey yapamadı, gol oldu. bir dakika kadar sonra da maç bitti. Böylece 3-3 berabere kaldık. Benim için güzel bir başlangıç oldu tabii. Sadri Bey de memnun oldu çünkü beni oraya koymakla risk almıştı."

Metin Oktay'la mücadelede.
                                                                      (Günlük Spor)
Zamanın kuvvetli takımlarından Austria'ya iki gol atarak Beşiktaş'ta parlak bir başlangıç yapsa da ilk on birde sürekli oynayabilmek için iki yıl beklemiş Özcan Esinduy. Bu dönemde zaman zaman özel maçlarda yer almış. Bunun sebebini şöyle açıklıyor: "Neticede santrfor olarak devam ediyordum fakat o zaman benim tecrübem galiba yeterli değildi. Santrfor için kafi gelmiyordum. Son senelerde boyum bir anda uzamıştı. Öyle olunca hareket kabiliyetimi kaybettim, küçükken daha hareketliydim. Zaman zaman hususi maçlarda oynama fırsatı buluyordum çünkü o zaman liglerde adam değiştirme yoktu. O bakımdan riskli bir durum oluyordu. 53 senesine kadar böyle devam etti. O sene Sandro Puppo Beşiktaş'a antrenör oldu. Antrenmanlarda falan oynuyoruz. Bana, 'Seni santrhaf olarak oynatacağım,' dedi. Ben toplara havadan hakimdim, bir de önümdeki topları kontrol edebiliyordum. Kontrolüm iyiydi ama dönüş kabiliyetim azdı. 'Seni burada bir deneyelim bakalım,' dedi. Sonuçta ben başladım santrhaf oynamaya."

Beşiktaşlı futbolcular kampta. Saat 12 yönünde Eşref Özmenç.
Saat yönünde sırasıyla Güneş Atik, Nusret Ülük, Celal Soydan,
Bülent Esel, Özcan Esinduy, Yüksel Herat ve Sami Özer.
"O zaman Beşiktaş'ta Ali İhsan vardı santrhafta, yeri doldurulamayacak bir futbolcuydu.O sıralarda zannediyorum bir rahatsızlık durumu oldu. Neticede gene bir gün Galatasaray'la maçımız vardı ama kupa maçı mı lig maçı mı hatırlamıyorum. Yağmurlu, kötü bir havaydı." (Özcan Esinduy'un bahsettiği bu maç 22 Mart 1953'te oynanan ve Beşiktaş'ın Galatasaray'ı 2-1 yendiği Çanakkale Abidesi Kupası maçıydı.) "Sadri abi, 'Santrhaf olarak bugün sen oynayacaksın,' dedi. O sırada Eşref ile Nusret iki yan haf oynuyordu. Nusret yanıma geldi, 'Hiç korkma ve heyecanlanma, biz yanındayız,' dedi. Galatasaray'da o zaman Sarı Muzaffer oynuyordu. Saha o kadar çamur ki, ne top tutulabiliyor, ne kontrol ediliyor, ne de vurduğun zaman uzağa gidiyor. Ben kuvvetli olduğumu düşünüyorum, o sahada koşabiliyordum. Neticede o maçı 2-1 kazandık. Ondan sonra santrhafta oynamaya başladım."

Bir Beşiktaş-Galatasaray maçında, Özcan Esinduy Suat Mamat'tan
önce kafayı vurmuş.
1953-54 sezonundan itibaren lig maçlarında da forma giymeye başladığı bir sırada sakatlanınca bir müddet takımdan uzak kalmış. Bu yüzden Dünya Kupasında oynama fırsatını da kaçırmış: "53 sonu veya 54 başında Şeref Stadı'nda bir antrenmanda dizim döndü. Toprak saha kurumuş, krampon takılınca dizim döndü ve sakatlandım. O arada 54 Dünya Kupası için milli takıma seçilmiştim. Her şeye rağmen beni kadroda tuttular. Bilhassa milli takım antrenörü Sandro Puppo beni destekliyordu, muvaffak olacağıma inanıyordu. O zamanki tedavi sistemi neyse, en iyi şekilde devamlı tedaviye gittim. Zannediyorum Mart ayında antrenmanlara başladım. Milli takımın hazırlık maçlarında da santrhaf olarak oynadım. O zaman takımda santrhaf olarak benden başka Kasımpaşalı Çetin vardı. Beşiktaş'ta da yine oynamaya başlamıştım. Mayıs ayında milli takım kampına girdik. Beni 16 kişilik kadroya dahil ettiler ki ben pek ihtimal vermiyordum. Neticede 54 Dünya Kupasına gittik. Güzel bir turnuvaydı. İlk maçı Bern'de Almanlarla oynadık. Her şeye rağmen bana güvenemediler. Oyuna Çetin başladı. Daha sonra Güney Kore maçında ben gene oynayamadım. Almanlarla aynı puanda olunca tekrar karşılaştık. O maçta bizim Beşiktaşlı sol açık Coşkun Taş oynamıştı. Bizi Zürih'e getirdiler. O arada bazı maçları seyretme imkanımız oldu. Brezilya, Yugoslavya, İngiltere, Uruguay gibi maçları seyrettik. Hatta bazı maçları televizyondan seyrettik ve televizyonu ilk defa orada gördük."

Tarih 14 Haziran 1954. Milli takım Dünya Kupasına katılmak üzere İsviçre yolculuğu öncesi hava alanında. Üst sıra (soldan sağa): Turgay Şeren, Rober Eryol, Özcan Esinduy, Suat Mamat, Ulvi Yenal (federasyon başkanı), Saim Seymener (yönetici), Sandro Puppo (antrenör), Gökçen Dinçer, Şükrü Ersoy, Basri Dirimlili, Yorgo Tagar (masör), Çetin Zeybek, Coşkun Taş.
Alt sıra (soldan sağa): Burhan Sargın, Necmi Onarıcı, Erol Keskin, Rıdvan Bolatlı, Mustafa Ertan, Feridun Bugeker,
Naci Erdem, Akgün Kaçmaz, Ali Beratlıgil. 
"55'te yine milli takıma seçildim. İtalya B takımıyla oynamak üzere Trieste'ye gittik. O maç 1-1 bitti. Orada da bir şanssızlık buldu beni. Daha birinci yarının ortaları mıydı neydi, bacağımda bir sertleşme oldu. Yine oyuncu değiştirme yoktu tabii, o yüzden sağ açık mevkiinde bitirdim maçı. Kötü bir maçtı yani benim için. Trieste'deki maçın dışında milli takımda oynayamadım. Ordu milli takımında oynadım. Fransa, Hollanda seyahatlerimiz oldu. Bunun dışında Beşiktaş olarak İsrail, İsveç gibi ülkelere yaz aylarında gidip maçlar oynadık."

Ordu milli takımı 4 Haziran 1958'de 2-0 kazandığı Hollanda maçından önce. Ayaktakiler (soldan sağa): Metin Oktay,
Ergun Ercins, Ahmet Özacar, Hilmi Kiremitçi, Cemil Gümüşdere, Coşkun Taş.
Oturanlar: Metin Erman, Özcan Esinduy, Varol Ürkmez, Koço Kasapoğlu, Rahmi Denizöz.
                                                                                                                                                      (Facebook/Spor Tarihimiz grubu)
Yazının başında belirttiğimiz gibi, Türkiye'yi Avrupa'da temsil edecek takımı belirlemek için iki sene üst üste düzenlenen Federasyon Kupasını kazanan Beşiktaş kadrosunda yer almıştı Özcan Esinduy. Dolayısıyla, kulüp tarihinde önemli bir yer tutan Real Madrid maçlarında da forma giymişti: "O zamanlar biliyorsunuz daha milli lig yoktu. İstanbul profesyonel liginde oynuyorduk. Bir de 56-57 ve 57-58 senelerinde Federasyon Kupası yapıldı. İkisinde de biz şampiyon olduk. Hatta ikinci sene finalde Galatasaray ile iki maç üst üste oynadık. İkisini de 1-0 kazandık. 1958'de Beşiktaş ilk defa Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına katılacaktı. Ondan önceki sene galiba Yunanistan'da oldu, bir sebeple gidilemedi. Ertesi sene Real Madrid'le oynadık. Real Madrid o zamanlar fevkalade iyi bir takımdı. Puşkaş, Di Stefano, Gento, Kopa, aklına kim gelirse oradaydı. Hatta Avrupa Şampiyonasını beş kez üst üste kazanmışlardı."

Moda'da yapılan bir kamp sırasında sandal gezintisi. Başta oturan Bülent
Gürbüz. Arkasında Özcan Esinduy. Kürek çeken Eşref Özmenç olabilir.
Karşısında Nusret Ülük ve antrenör Cihat Arman. Arkada Varol Ürkmez.
"Neticede kalktık gittik Madrid'e. Aksilik gene benimle beraber geliyor. Bilmiyorum bir maçtan mı, yoksa antrenmandan mı bileğim şişmiş. Soyunma odasına geldik, baktık bilek şiş. Oynamak istiyorum ama doktoru çağırdılar. Doktor geldi, benim bileğime bir iğne yaptı, acısı geçti. Bu sefer de o şiş ayağı ayakkabının içine sokmak meseleydi. Ayakkabının da kenarı kesildi. Neyse benim ayağım oraya girdi ve o şekilde sahaya çıktım. İlk defa öyle bir sahada oynuyoruz. 80 bin kişilik mi neydi, bütün tribünler dolu. Tabii bize karşı gayet baskılı oynuyorlardı. Ona rağmen ufak ufak imkanlarımız oldu ama değerlendiremedik. O zaman maçı radyodan rahmetli Sulhi Garan anlatıyormuş. Neyse biz ilk devreyi 0-0 bitirdik. Varol kaleciydi, Kamil, Münir, Ahmet, Gürcan, Kaya, Sofyanidis bizdeydi o zaman. Recep oynamadı, sakattı galiba. İkinci devre başladı, çok enteresan bir hadise oldu hiç unutmuyorum. Top di Stefano'nun önüne geldi. Varol fırladı, kapandı ve aldı topu. Fakat di Stefano ayağıyla eline basıp söktü topu ve onun ellerinden kalenin içine doğru itti. İtalyan hakem faul çaldı fakat onun üstüne doğru öyle bir yürüdüler ki, hakemi ağların içine ittiler. Hakem oradan eliyle santrayı gösterdi. İlk gol böyle oldu. İkinci golü güzel attılar. Santisteban diye genç bir sağ hafları vardı, 18 üstünden doksana çok güzel vurunca Varol bir şey yapamadı. Fakat Varol o gün çok güzel oynadı, 2-0 kaybettik. Daha sonra İstanbul'a geldiler. Hiç görmediğimiz kadar kötü bir yağmurlu hava. Sahada göller olmuştu. Bütün stat doluydu, hatta portatif tribünler kurulmuştu. İlk golü sağ açık Kopa attı. Sonra bizden Kaya attı ve maç 1-1 bitti."

Real Madrid maçı ve di Stefano'nun attığı ilk gol.
Özcan Esinduy Beşiktaş formasını son kez 1959 Şubat'ında başlayan Milli Lig'de giydi. Milli Lig'in ikinci sezonunda, yani 1959-60'tan itibaren yeni takımı Kasımpaşa oldu. Bu transferin öyküsünü şöyle anlatıyor: "59'un dönüşünde benim Beşiktaş'ta daha bir senelik kontratım vardı. Hakkı kaptan santrhaf Sabahattin'i (Kuruoğlu) almak istiyordu Kasımpaşa'dan. Cihat Arman da Kasımpaşa'yı çalıştırmaya başlayacaktı o sene. Beni oraya almak istediler. Neticede öyle bir takas anlaşması yapıldı. Ben de memnun oldum, onlar da memnun oldu. Kasımpaşa'da kaleci Hazım vardı, sonra Fenerbahçe'ye geçti. Fehmi vardı, Beşiktaş'a gitti. Fahir vardı, ben gelince o bek oynamaya başladı. Ergun vardı. Sonra İzmir'den iki kardeş - Adnan ve Rıdvan'ı aldılar. Yılmaz vardı, biraz sinirliydi ama çok iyi futbolcuydu. Kayhan ve Ahmet vardı. Hepsi iyi çocuklardı, hatta istemediğim halde beni kaptan yaptılar. Benden çok hakkı olan insanlar var dedimse de ısrar ettiler. İyi günlerimiz oldu Kasımpaşa'da. Başlarda yer almasak da bayağı iyi neticeler aldık. Güzel maçlar ve seyahatler yaptık."

Özcan Esinduy Kasımpaşa kaptanı olarak sahaya çıkıyor.

Kasımpaşa 1960-61 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Hazım Cantez, ? , Fehmi Sağınoğlu, Adnan Gacamer,
Yılmaz Akgün, Özcan Esinduy. Oturanlar (soldan sağa): Ali İhsan Okçuoğlu, ? , ?, Ahmet Deniz, Kayhan Aksaraç. 
Kasımpaşa'da sadece iki sezon geçiren Özcan Esinduy, 1961'de, yani henüz 28 yaşındayken futbolu bırakmasını ve sonrasında yaşamındaki gelişmeleri şöyle anlatıyor: "İkinci senenin sonunda Kasımpaşa'dan ayrılmak istedim. Beni bedava olarak bir sene daha tutma hakları vardı. Neticede genç yaşta futbolu bıraktım. 1964'te Almanya'ya gittim. Orada NATO'ya bağlı Amerikan birliklerinde sivil memur - muhasebe şefi - olarak çalıştım. Orada eşim Doris'le tanıştık ve evlendik. Cem ve Canan isimli iki çocuğumuz oldu. On sene sonra ya Türk kültürü ya Amerikan kültürü alalım dedik çünkü Almanya'da ikisinin de dışında kalıyorduk. 1973 sonunda İstanbul'a dönmeye karar verdik. Buraya gelince bir araba kiralama şirketinin müdürü olarak çalışmaya devam ettim. Bu arada çocuklar büyüyordu. Okul için ben de anneleri de Amerika'da eğitim görmelerini istedik. Böylece 1979'da Amerika'da Ohio eyaletine Toledo'ya taşındık."

Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı futbolcular bir maçtan önce Moda'da bir arada (soldan sağa): Orhan Erkmen, Naci Erdem,
Nedim Günar, Akgün Kaçmaz, Niyazi Tamakan, Erdoğan Ekin, Celal Soydan, Özcan Esinduy, Gürcan Berk.
Recep Adanır'la Şeref Stadı'nda idmanda.

Beşiktaş 1957-58 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Kamil Üzülme, Ahmet Özacar, Coşkun Taş, Sedat Kutlualp,
Recep Adanır, Nazmi Bilge. Oturanlar (soldan sağa): Yüksel Herat, Bahattin Baydar,
Varol Ürkmez, Ahmet Berman, Özcan Esinduy. 

Kasımpaşa formasıyla eski takımı karşısında, Kaya Köstepen'le mücadelede.

Kasımpaşa kaptanı Özcan Esinduy ve Adalet kaptanı
Selahattin Torkal. Hakem Sulhi Garan.
Ordu milli takımı seçimi için yapılan maçta İstanbul
garnizonu kaptanı Özcan Esinduy ve Ankara garnizonu
kaptanı Mustafa Ertan hakem Cihat Ergün'le.
                                                                      (Günlük Spor)
Yazının başında da belirttiğimiz gibi Özcan Esinduy halen Amerika'da yaşıyor ve birkaç yılda bir Türkiye'yi ziyaret ediyor.