17 Kasım 2017 Cuma

Hakkı Olaç - İzmir'in Unutulan Futbolcusu

Futbol tarihimizde, İzmir'de yetişen ve oynadıkları kulüplerin simgesi olmuş futbolcular denince akla üç isim gelir: Vahap Özaltay, Sait Altınordu ve Fuat Göztepe. Oysa, onların oynadığı dönemde ismi anılması gereken  bir İzmirli futbolcu da Hakkı Olaç'tır. Onun talihsizliği, kuruluşundan itibaren  uzun yıllar Göztepe'de oynamasına rağmen,  daha sonra futbol hayatını İstanbul'da sürdürmesi olmuştur. İstanbul kulüplerinde oynadığı dönemde İzmirli Hakkı olarak tanınmış, futbolu bıraktıktan sonra bile uzun yıllar bu isimle anılmıştır. Ancak bu süreç, onun İzmir futbol tarihindeki önemli yerinin unutulmasına yol açmıştır. Siyaset ve bürokrasinin spora müdahalesiyle kurulan iki takım Güneş ve Doğanspor'da kısa sürelerle forma giymesi de Türk spor tarihi açısından ilginç bir nottur. Hakkı Olaç hakkında hatırlanması gereken bir diğer husus, onun resmî açıdan Göztepe'nin ilk milli futbolcusu olmasıdır. Bunun detayına girmeden önce, İzmirli Hakkı'nın çocukluk yıllarından ve futbola nasıl başladığından bahsedelim.


Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın:

27 Ekim 2017 Cuma

Semih Tüzün - Hava Toplarının Hakimi

Futbol tarihimizde yetenekli olduğu halde sakatlık yüzünden sahalara erkenden veda etmek zorunda kalan nice futbolcudan biri Semih Tüzün. Eyüp’te başlayan futbol yaşamında, nice İstanbullu genç futbolcu gibi onun yolu da Ali Mortaş’la ve İstanbulspor’la kesişmiş. Kısa bir Fenerbahçe macerasının ardından son durak İzmirspor olmuş. Lakin bitmek bilmeyen sakatlıklar sonucu otuzuna varmadan futbolu bırakmış. Hayat hikâyesini ondan dinliyoruz: “1940’ta Eyüp’te doğdum. Aile büyüklerimizi Kazım Karabekir Paşa Kars’tan getirmiş. Besteci Ferit Tüzün benim amcamın oğludur. Benim babam posta müvezziiydi. Babaları Feshane fabrikasının başkatibiymiş. Babam 16 yaşındayken babasını kaybedince Kazım Karabekir Paşa onu postaneye sokmuş. Biz iki erkek iki kız, toplam dört kardeştik. En büyükleri benim. Top oynamaya çocukken mahalle arasında başladık. Eyüp’te Celal Hoca vardı, takımın malzemecisiydi ama bizi yetiştiren o. Genç takıma bakardı. Vefa’da malzemecilik yapmış, orada da çok adam yetiştirdi. Beni de 16 yaşındayken Eyüp genç takımına aldı. Oradan İstanbulspor genç takımına geçtim.”




Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın:

http://dinyakos.com/2017/10/27/semih-tuzun-hava-toplarinin-hakimi/

16 Ekim 2017 Pazartesi

Erdoğan Albayrak: Beykoz Formasını Giymek Büyük Olaydı


Ağzına kadar orkinoslarla dolu bir dalyan. 30 kiloluk kılıçbalıkları. Fazlalığı yüzünden kedilere verilen lüferler. Bütün bunlar asırlar öncesine değil, 1950’lerin Beykoz’una ait olağan manzaralar. O yıllarda Beykoz’un balıkları ve paçası kadar sporcuları da meşhur; denizinden kürekçiler ve yüzücüler, çayırından futbolcular yetişmiş. Çoğu zaman da bu dalların hepsiyle uğraşmış sporcular. Bunlardan biri de Erdoğan Albayrak. Beykoz’un Türkiye Birinci Ligi’ndeki son yıllarında başlayan futbol hayatı boyunca sadece sarı-siyahlı formayı giymiş. Üçüncü Lige düşüş üzüntüsünü de yaşamış, tekrar İkinci Lige çıkış sevincini de. Beykoz formasını en uzun giyen sporculardan olan Erdoğan Albayrak, 1944 doğumlu olmakla birlikte o yıllarda sıkça görüldüğü gibi nüfusa 1946 doğumlu olarak kaydedilmiş. Beykoz camiası tarafından “Çakal Erdoğan” lakabıyla tanınması, çocukluğunda bir arkadaşıyla girdiği bahçede çaldığı eriklerin çakal eriği olmasından kaynaklanıyormuş.

Çocukluk günlerini ve spora nasıl başladığını şöyle anlatıyor Erdoğan Albayrak: “Çocukluğum  Beykoz Çayırı’nda top oynayarak geçti. Beykoz tarlaydı o zamanlar. Futbolcu yetişirdi buradan. Pazar günleri çayırda oynamak için yer bulamazdık, o kadar çok takım vardı. Ben minik takımda kaleciydim o zamanlar. Hem yüzüyordum, hem kalecilik yapıyordum. 1956’da Beykoz kulübünde ilk lisansım yüzücü olarak çıktı. Ben yüzme yarışlarına giriyordum. Üç sene yüzücülük yaptım. Kelle İbrahim bizim elimizden tuttu, Sıraselviler’de Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü vardı, oraya götürdü. Doktor Fenerbahçe kulübünün doktoru Reşat Dermanver’di. Bizi üstünkörü muayene etti. ‘Tamam lisanslarınız çıkacak,’ dedi. Kelle İbrahim’le biz on tane ufacık çocuk döndük Beykoz’a. O aralar biz devamlı İstanbul şampiyonu oluyorduk yüzmede. Gençler ve ortalarda Beykoz alıyordu şampiyonluğu. Bir tek büyüklerde Galatasaray alıyordu, o da Yılmaz Özüak ve Engin Ünal sayesinde oluyordu. İkisi takımı sürüklüyordu. Onları geçecek adam yoktu. Yarışlar Moda’da, Ortaköy’deki Lido havuzunda – ki sonra orası Yüzme İhtisas Kulübü oldu, bazen Galatasaray Adası’nda yapılıyordu. Heybeliada’da İstanbul şampiyonası oluyordu. Moda’daki yarışlar denizde olurdu. Kazıklı iskele vardı, 50 metre karşıdan karşıya yüzüyorduk. Beykoz’da da kulübün önü denizdi zaten, hemen oradan atlıyorduk. İdman için şamandıraya gidiyorduk, sarayın oraya gidiyorduk, vapur iskelesine geliyorduk. Vapura çıkıyorduk, Paşabahçe’ye giderken kulübün önüne geldi mi atlıyorduk.”


Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın:

http://dinyakos.com/2017/06/04/erdogan-albayrak-beykoz-formasini-giymek-buyuk-olaydi/

Nurettin Terzi: İzmirspor'da Hep Lokal Takımlardan Gelen Futbolcular Oynardı

Nurettin Terzi, en parlak dönemini ellili yıllarda yaşayan İzmirspor’un temel oyuncularından biriydi. Futbol camiasında, askerliğini deniz eri olarak yaptığı için “Donanma Nuri” veya sarı saçları nedeniyle “Sarı Nuri” olarak tanınıyordu. Hem üst üste iki şampiyonluk kazanılan İzmir mahalli liginde, hem de üç büyüklerin ardından dördüncü olunan Milli Lig’de mücadele etmişti. Kulüp tarihinin bu başarılı döneminde pay sahibi olmasına rağmen, henüz çok genç yaşlarda çalışmak zorunda kaldığı için futboldan erken denebilecek bir yaşta kopmuştu. Hatay Caddesi’ndeki evinde dinlediğimiz hayat hikayesi, o yıllardaki şartların sadece futbolda değil, hayatın her alanında zor olduğunu hatırlatıyordu:

“1930 doğumluyum. Aslen Karadenizliyim, Rizeliyim. Ben yedi yaşındayken İzmir’e geldik. Babam burada kayıkçılık yapıyordu. O zaman yabancı gemiler, şilepler filan geliyordu. Kayıkçılar gemiden inen yolcuları alıp Pasaport’taki gümrüğe getiriyorlardı. Şimdiki gibi iskeleye inme filan yoktu. Rize’de geçinemeyince buraya gelip bu işi yapmış. Bir müddet sonra babamız bizi tekrar göndermek istedi memlekete fakat rahmetli annem kalmak için diretti. ‘Ben çocuklarımı burada yetiştireceğim,’ dedi. Biz altı kardeştik. 1946 senesinde abimi 19 yaşındayken veremden kaybettik. Ondan evvel de beş yaşında bir kız kardeşimi zatülcenpten kaybettik. Şimdi hayatta İstanbul’da yaşayan bir kız kardeşim bir de ben kaldık. Neticede annemin diretmesiyle İzmir’de yaşamaya devam ettik. İzmir’e geldiğimizde Hatay tarafına yerleşmiştik. O zaman şimdiki cadde yoktu. Mısırlı Caddesi denirdi.  Üçyol’daki Bayramyeri’nin oradan İzmirspor sahasının olduğu yere kadar yollar vardı. Ondan sonra bu tarafa gelirken taşlık, patika bir yol gelirdi. Fazla ev de yoktu. İzmirspor sahası eskiden beri vardı, Talebe Çayırı denirdi. Yakında bir taş ocağı vardı. Hatta biz antrenman yaparken dinamit patlatırlardı.”


Yazının devamı için lütfen tıklayın:

http://dinyakos.com/2017/06/28/nurettin-terzi-izmirsporda-hep-lokal-takimlardan-gelen-futbolcular-oynardi/

11 Ekim 2017 Çarşamba

Gürsel Aksel - Top Oynamayı ve Göztepe'yi Çok Sevmişti



Göztepe takımı 1955 yılında bir gün, Manisa Gençlik takımıyla bir maç yapmak üzere Manisa'ya gelmişti. Henüz ne Milli Lig'in, ne de her vilayette birkaç amatör kulübün birleştirilmesiyle oluşturan profesyonel kulüplerin kurulduğu yıllardı. Birbirine yakın şehir ve kasabaların takımları,  o yıllarda zaman zaman böyle özel maçlar yapıyordu. Bu karşılaşmanın amacıysa, Manisa milletvekili Cevdet Özgirgin'in Göztepe kulübünde idareci olan arkadaşlarına tavsiye ettiği iki genç kardeşin izlenmesiydi. Göztepe takımında hem sol bek olarak oynayan hem de antrenörlük yapan Ruhi Karaduman, kendi kardeşi Erol'un da oynadığı rakip takımla yapılan maçta, dikkatini tavsiye edilen iki genç kardeşe vermişti. Özellikle küçük kardeşin topa çok hakim olduğunu fark etti. Topu istediği noktaya rahatça atıyor, yeri geldiğinde kıvrak çalımlarla rakibini şaşkına çeviriyordu. Kafile İzmir'e dönünce Ruhi Karaduman, tavsiye edilen kardeşleri beğendiğini, alınmaları gerektiğini Göztepeli idarecilere bildirdi. Sezon bitiminde umumi kaptan Zeki Çırpıcı ve iki arkadaşı Manisa'ya giderek genç kardeşlerle anlaştılar. Böylece Güler ve Gürsel Aksel 1955 yazında Göztepeli oldular.


Yazının devamını okumak için lütfen aşağıdaki linki tıklayın:

http://dinyakos.com/2017/10/11/gursel-aksel-top-oynamayi-ve-goztepeyi-cok-sevmisti/

19 Eylül 2017 Salı

Necdet Niş: Boğaz Köprüsünden Parasız Geçen Bir Reisicumhur Vardı, Bir de Didi

Çoğu futbolsever Necdet Niş adını muhtemelen ilk kez 1974'te, Fenerbahçe teknik direktörü Didi'nin yardımcılığına getirildiği zaman duymuştur. Bu dönemde kazandığı ününü, yetmişlerin ikinci yarısında Altay teknik direktörü olarak pekiştirdi Necdet Hoca. Ardından Sakaryaspor'da kazandığı parlak başarılar geldi. İki kez Türkiye Birinci Ligi'ne çıkardığı takıma bir de Türkiye Kupası kazandırdı. Özetle, yerli çalıştırıcılar içinde en başarılı ve en şöhretli olanlardan biriydi. Lakin teknik direktör olmadan önce futbolcuydu Necdet Niş. Futbol hayatını tek bir kulüpte, Hacettepe'de geçirmişti. Onunla görüşmeden önce bu yönünü biliyordum ama, çocukluğunun Hacettepe'si ve Ankara'sı hakkında o kadar zengin detayı ondan dinleyeceğimi doğrusu ummuyordum. Necdet Niş'le söyleşimizin ilk bölümünde, hayatının bu ilk dönemi ve ailesinin kökleri konusunda anlattıklarını araya fazla girmeden aktarıyorum:


"1937 doğumluyum. Doğma büyüme Hacettepeliyim. Şimdi Hacettepe Üniversitesi'nin olduğu yer eskiden mahalleydi. Tepelik bir yerdi. Muhtelif girişleri vardı. Mesela demiryolunun geçtiği Kurtuluş ve Sıhhiye tarafında köprüden girişler vardı. Yukarıda Samanpazarı tarafından girişleri vardı. O zaman Ankara'nın meşhur kabadayılarının yetiştiği yerdi Hacettepe. O dönemlerde Ankara'da Hacettepe, İstanbul'da Kasımpaşa, İzmir'de de Eşrefpaşa, kabadayılarıyla meşhur yerlerdi. Mesela siz bana ziyarete geliyorsunuz diyelim. O giriş yerlerinde önünüzü keserler, 'Nereye gidiyorsun?' diye sorarlardı. 'Necdet'e gidiyorum,' dediğiniz zaman bana kadar getirirler sizi. Ben eğer, 'Ooo, hoş geldin,' diye karşıladıysam tamam, ama eğer 'Sen kimsin?' diye sorarsam gittin. Öyle bir yerdi Hacettepe. Büyük bir dayanışma vardı."



Yazının devamını okumak için lütfen linki tıklayın:

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Tarık Gençay - İzmirspor'un Gelmiş Geçmiş En İyi Futbolcusuydu

Futbolumuzun henüz her şehrin kendi mahalli ligi içine hapsolduğu kırklı ve ellili yıllarda, A milli takımımızın kadrosu İstanbul kulüplerinin oyuncularından oluşuyordu. Daha doğrusu, İstanbul'un "üç büyükler" adı verilen takımları dışında bazen Vefa, İstanbulspor gibi kulüplerden birer oyuncu milli takıma girebiliyordu. İşte bu dönemde, milli takımın bu çok dar muhitine İstanbul dışından girebilmeyi başaran nadir oyunculardan biri İzmirsporlu Tarık Gençay'dı.

1926 yılında, İzmir'in Eşrefpaşa semtinde doğmuştu Tarık Gençay. İzmir futbolunu  ayrıntılı biçimde bilmeyenler için belirtelim; İzmirspor'un da doğum yeriydi Eşrefpaşa. Üçü erkek, ikisi kız, beş kardeşin en büyüğü olan Tarık'ın futbolla tanışması, o devirlerdeki bütün yaşıtları gibi, mahallenin boş arsalarında ve sokaklarında bezden toplarla yapılan maçlarla gerçekleşmişti. Belediyede memur olan babası,o yıllardaki yaygın tavrın aksine, oğullarının futbol oynamasına kızmıyor, hatta teşvik ediyordu. Ne var ki, babanın memur maaşı, yedi nüfuslu ailenin geçimine yetmediği için Tarık daha orta birde okurken okulu bırakıp çalışmak zorunda kalmıştı. 



Yazının tamamını okumak için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız:
http://dinyakos.com/2017/08/21/tarik-gencay-izmirsporun-gelmis-gecmis-en-iyi-futbolcusuydu/